Ağlaya sızlaya oynanan roller
Adanın kuzeyinde "savaş ganimetinin dağıtılması üzerine bir düzen kurulduğu" yönünde haklı Ümit İnatçı hocam...
Ama orada durunca eksik kalıyoruz. Çünkü mesele yalnızca Türkiye'nin adadaki pozisyonu ya da savaş sonrası oluşan bir mülkiyet düzeni değil; bu düzenin zamanla içselleştirilmesi, normalleştirilmesi ve hatta korunması… Bir alışkanlıklar bütünü ve en önemlisi, bir rızanın örgütlenmesi…
Üstelik bu sömürge düzenine öyle ciddi bir başkaldırı da yok. Belki Annan Planı döneminde oldu. O da güneydeki sağır duvara çarptı, dağıldı.
Evet, bu düzen içeride de kabul gördü.
Daha da önemlisi, karşı çıkanların önemli çoğunluğu bile bu yapının dışında kalmadı. En yüksek sesle bağıranların dahi, kendi sınırlarına gelindiğinde geri çekildiği, “bana dokunma” çizgisine sığındığı bir tablo oluştu.
Bu nedenle mesele artık yalnızca bir “sömürge düzeni” tartışması........
