Kırıldıkça yeşerdik çünkü…
KORKU VE ÖFKENİN “CEHALET HALİ”
İnsan; bilmediğine, tanımadığına, anlamadığına ya da bazen “kendi menfaatleri için anlamak istemediğine” karşı gard geliştirirmiş…
Ve bu gard zamanla yerini korkuya ve öfkeye bırakırmış. Korku ve öfkenin “cehalet hali” de kaoslara zemin hazırlarmış… “Cehalet hali” diyorum çünkü korku ve öfke; yerinde-zamanında-dozunda sergilenirse bazen gerekli bir durumdur. “Cehalet hali” ile sergilenmesi ise emperyalizmin ve içerideki vesayetçilerinin ekip biçtiği bir nimettir; vatanı ve milleti ayrıştırmak üzere!
Çoğu zaman aynı şeyi düşünüyor ve konuşuyoruz fakat “renklerimizin, dilimizin, zihnimizin, coğrafyalarımızın” güzelliklerini keşfedemediğimiz için birbirimizi anlamıyoruz ve anlaşamıyoruz.
Çok uzağa gitmeden kendimden örnek vermek istiyorum. Yaklaşık 20 yıldır gezen-yazan-konuşan biri olarak ve tüm bu çalışmaları net bir şekilde ortada olan biri olarak çoğu zaman ben bile zorbalandım.
Beni “ötekileştiren, öteleyen, dışlayan ve hatta suçlayan” durumları yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum maalesef!
Doğup yaşadığım coğrafyadan dolayı yaratılan bahane ve o bahane etrafında dallanıp budaklandırılan sayısız durum oldu. Taktım mı, hayır. Pes ettim mi, hayır. Kızdım mı, hayır. Kırıldım mı, EVET. KIRILDIM ama her seferinde kırıldığım yerden yeniden yeşerdim hem de daha taze daha güçlü bir şekilde.
Takmadım, pes etmedim, kızmadım çünkü vatana ve millete dair noktalar, ünlemler, soru işaretleri koymak için değil, VİRGÜLLER koymak için yaratılmıştım ve bu yaratılış kodlarıyla yol almaya çalışıyordum; tüm kösteklere rağmen.
Tıpkı İdris-i Bitlis’inin Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği mektuba yüreğindeki vatan sadakatini, sevgisini, emeklerini, hayallerini döktüğü cümleler gibi… Ya da Anadolu’nun yurt olma kapılarını açan Malazgirt Zaferi’nin altına imza atan Doğu ve Güneydoğu........
