menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan neden beklemeyi unuttu?

7 0
03.09.2026

Eskiden beklemek hayatın tabii bir parçasıydı. Tohum toprağa ekilir, yağmur beklenirdi. Çocuk büyür, olgunlaşması beklenirdi. Bir işin meyvesi için emek verilir, zamanı gelince alınacağı bilinirdi.

Bugün ise her şey hızlandı. Bir tuşla bilgiye ulaşıyor, birkaç dakika içinde sipariş veriyor, saniyeler içinde haber alıyoruz. Hızın arttığı bu çağda, beklemeye tahammülümüz ise gittikçe azalıyor.

Oysa hayatın en kıymetli nimetleri, aceleyle değil; zamanla güzelleşir.

Bir ilim… Bir evlat… Bir dua… Hepsinin kendine ait bir vakti vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi: 153)

Sabır, sadece sıkıntıya katlanmak değildir. Bazen beklemeyi bilmek de sabrın en güzel şeklidir.

Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyuruyor: “Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.” (Buhârî, Zekât, 50; Müslim, Zekât, 124)

Ne kadar dikkat çekici... Rabbimiz birçok nimeti hemen veriyor; nefesi, suyu, güneşi... Fakat bazı nimetleri zamana yayıyor. Çünkü insan, beklediği kadar olgunlaşıyor. Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bir yerde şu dikkat çekici ikazda bulunur:

“Gazete gibi okumayınız.”

Bu kısa ikaz, aslında sadece Risale-i Nur’u nasıl okumamız gerektiğini değil, hayata nasıl bakmamız gerektiğini de düşündürüyor. Çünkü mesele satırları hızla tüketmek değil; üzerinde durmak, tefekkür etmek ve hakikati kalbe........

© Yeni Asya