menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürriyetçi olmanın gereği

23 0
24.09.2026

ARAŞTIRMA: SİYASETTE MUKTESİT MESLEK-2

Muktesit Meslek Hürriyetçi Olmaktır

Bediüzzaman Asr-ı Saadetin ve Hulefa-i Raşidîn’in adilane yönetiminin ve Hz. Ali’nin muktesit mesleğinin “Hürriyetçi” bir yönetim olduğunu da izah ederek bundan sonra hürriyetçi olmuştur. 1910’da Doğuda Hürriyet ve Meşrutiyetin önemini anlattığı “Münazarat” isimli eserinde “Hürriyet ateşten bir gömlektir, bu da kâfirlere has bir özelliktir” diyenlere mukabil “O biçare şair hürriyeti bolşevizm mesleği ve ibâha mezhebi zannetmiş. Hâşâ! Belki insana karşı hürriyet, Allah’a karşı ubudiyeti intac eder. Hem de çok adamlar görmüşüm, Sultan Abdülhamid’e Ahrardan ziyade hücum ederdi ve derdi: “Hürriyeti ve Kanun-u Esâsîyi otuz sene evvel kabul ettiği için fenadır.” İşte, yahu, Sultan Abdülhamid’in mecbur olduğu istibdadını hürriyet zanneden ve Kanun-u Esasî’nin müsemmâsız isminden ürken adamın sözünde ne kıymet olur? Hem de yirmi senelik İslâmiyetin bir fedaisi de demiştir: “Hürriyet Allah’ın insana en büyük hediyesidir. Hürriyet imanın hassası ve özelliğidir.”

“Yirmi senelik İslâm’ın fedaisi” dediği bizzat kendisidir. 1980 yılından itibaren hürriyetçi ve muktesit bir mesleği takip ettiği için kendisini İslâmiyet fedaisi olarak isimlendiriyor. “Nasıl hürriyet imanın hassasıdır?” diyenlere de; “Zira, rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinata hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye o adamın izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi, o adamın şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez. Bir bîçareye tahakküme dahi o hizmetkâr tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet...”19 buyurarak cevap veriyor.

Hulefa-i Raşidîn Siyasette Muktesit Mesleği Takip Etmişlerdir

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “Mü’minlerin dünyaya ait işleri aralarında meşveret iledir”20 buyurur. Hadislerde şûra, “kişisel ve toplumsal düzeyde her iş bakımından doğru karar almanın gerekli bir yöntemi”21 diye tanımlanmıştır. Bu sebeple Peygamberimiz (asm) dünyaya ait işlerde vahyin olmadığı meselelerde sahabelerine danışarak hareket ederdi.22

Kur’ân-ı Kerîm “Ve şavirhum fi’l-emr” 23 ayetinde “Onlarla istişare et!” ferman etmiştir. Onlardan kast edilen ise halktır ve millettir.24 Peygamberimiz (asm) “Başınıza sevmediğiniz başı kuru üzüm başı gibi olan bir Habeşli seçilse, sizi Allah’ın kitabına göre idare etse ona itaat ediniz”25 ferman ederek asayiş ve huzurun korunmasını, hürriyetin teminini ister.

Bu ayet ve hadisler çerçevesinde sahabeler Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hasan (r. anhüm) Müslümanların seçimi ile iş başına gelmişledir. Onlar keyfî yönetim sergilememişler “Meşveret, adalet ve kanun hâkimiyeti” ile yani, Allah’ın emirleri olan yasalarla, Peygamberimizin (asm) sünneti olan “kanunlarla” ve meşveretle alınan kararlarla hürriyetçi adil bir yönetim sergilemişlerdir. Ancak Hz. Ali (ra) zamanında baş gösteren fitneler “hilafet ve saltanat” mücadelesini netice vermiş ve nihayet Peygamberimizin (asm) “Benden sonra hilafet otuz senedir; sonra ısırıcı bir saltanat dönemi gelir”26 hadisinde işaret ettiği gibi hilafet Hz. Hasan’ın (ra) altı aylık hilafeti ile son bulmuştur. Hz. Hasan (ra) Müslümanlar arasında siyasî çatışmalara son vermek için hilafetten feragat ederek yönetimi Hz. Muaviye’ye (ra) bırakmıştır. Hz. Muaviye’den (ra) sonra oğlu Yezid “ısırıcı bir saltanat dönemini” başlatmıştır. Böylece hürriyetçi hilafet yönetimi baskıcı, istibdadı esas alan saltanata dönüşmüştür.

Meşrutiyet Döneminde Muktesit Meslek

Padişahın yetkilerinin “Kanun-i Esasî” ile sınırlandırıldığı “Meclis-i Mebusan”ın açılması ile “Meşveret” hakikatinin hayata geçirildiği “Meşrutiyet-i........

© Yeni Asya