Hukuk, devlet ve hicap
Sanılanın aksine, Azerbaycan’da başörtüsü yasaklanmadı.
Tıpkı bir zamanlar Türkiye’de de yasak olmadığı gibi.
En azından kanunların dili bize bunu söylüyor.
Azerbaycan’da Temmuz ayında Genel Eğitim Kanunu’na eklenen “millîlik ve dünyevîlik” ilkesi ile ardından Eylül ve Ekim aylarında kabul edilen kıyafet düzenlemeleri, başörtüsünden hiç söz etmiyor. Bunun yerine okul üniformasının bütünlüğünden, laik eğitimin korunmasından ve öğretmenlerin meslekî görünümünden bahsediliyor.
Burada hukukun tanıdık bir maharetiyle karşılaşıyoruz. Lafzen herkese eşit uygulanan bir düzenleme, fiilen belirli bir toplumsal kesimi dışlayabiliyor. Üstelik ayrımcılık, ayrımcılığa uğrayanın adını anmadan da gerçekleştirilebiliyor.
Peki, bu düzenlemeler neyi koruyor? Her hukuk kuralının bir amacı, her yasağın korumayı vadettiği bir değer vardır. Azerbaycan’ın resmî metinleri dünyevî eğitimi ve kıyafet birliğini öne çıkarırken, devlet haber ajansına yapılan açıklamalarda disiplin, sosyal eşitlik ve öğrencilerin eğitimlerine odaklanması gerekçe gösteriliyor.
Türkiye bu hukuk diline yabancı değil. Anayasa Mahkemesi, 1989 ve 1991 yıllarında üniversitelerde başörtüsü serbestisini laik Cumhuriyetin korunması, çağdaşlaşma ve toplumsal ayrışma endişeleri üzerinden değerlendirmişti. Laikliğin özgürlüklere feda edilemeyeceği savunuluyordu. Böylece bireyin özgürlüğünü güvence altına alması beklenen anayasal ilke, o özgürlüğün sınırlandırılmasının gerekçesine dönüşüyordu.
Bu noktada sıklıkla şöyle bir itiraz yükselir: Devletin laikliği ile vatandaşın laikliği birbirinden farklı şeylerdir. Devletin laikliği, onun tarafsızlığı anlamına gelir ve bu tarafsızlık, vatandaşın dinî kimliğinden arınmasını gerektirmez. Buradan hareketle de vatandaşın eğitim ve çalışma hakkını kullanabilmek için devletin makbul gördüğü kimliğe bürünmeye mecbur bırakılamayacağı sonucuna varılır.
Biz bu fikre vardığı sonuç........
