Akademisyen olmak zorunda mısınız?
Biz de bu bağlamda bir soru sorduk. Bu insanları koruması gereken kurumlar (BM, AB, STK’lar, fon sağlayan Batılı devletler) açıkça aczini ortaya koymuş durumda. Gazze’de basın mensupları ve yerel araştırmacılar katledilirken, yaşananları bağımsız uzmanların ekseriyeti soykırım olarak adlandırırken bu kurumlar sessiz kaldı ya da suç ortaklığına sürüklendi. Bu ortamda saha araştırmacıları kendilerini nasıl güvende hissedebilir? Bu koruma mekanizmalarının çöktüğü bir ortamda onlara güvence nasıl sağlayabilirsiniz?
Araştırmacı cevabın ilk kısmında hükümetlerin tavırlarına göre risklerin değiştiğine değindi (mesela şu an Suriye hükümeti ülkedeki mezarları kendisi de tespit etmeye çalışıyor bu da bir kolaylık).
Ancak cevabın sonunda ortaya koyulan bir şerh bizi şaşırttı: “Bir savaş suçunun ne olduğuna, neyin soykırım sayılacağına dair dikkat etmeliyiz ve uzman görüşlerini beklemeliyiz.”
Bu cevap aslında ihtiyat kisvesi altında sorumluluktan feragat.
Akademisyen sizsiniz.
Daha neyi bekliyorsunuz?
Şöyle bir soru da sorabiliriz: Siz akademisyen olmak zorunda mısınız?
İnsanlar akademiye farklı saiklerle girebilir. İdealizm, statü, dinlenilmenin verdiği haz, “zeki” hissetmenin ihtirası.
Kimi tesadüfen sürüklenir, kimi bilinçli şekilde peşinden gider.
Bunların pek önemi yok. Önemli olan şu: Bir noktada bunu siz seçtiniz.
Ve eğer artık bu mesleğin sizden talep ettiklerine inanmıyorsanız, bu seçimden vazgeçebilirsiniz.
Kapı açık. Kalmak zorunda değilsiniz.
Özellikle insan hakları ve insancıl hukuk alanında çalışan........
