menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Huzurun sınırı: Helal dairesi keyfe kafidir

9 0
tuesday

Çünkü gençlik devri problemleri her dönemde şekil olarak değişiyor ise de temel problemler değişmiyor, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri olan Risale-i Nur’daki çözüm önerileri geçerliliğini devam ettirmektedir.

İnsanoğlu dünya hayatının zevkine müptela olması sebebiyle gelecek endişesiyle hayatı için gerekli olan ihtiyaçlarını tedarik etmek için çaba sarf eder. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana hep aynı ikilemin kıskacında çırpınıp duruyor: Bugünün zevkini sonuna kadar çıkarmak ve yarının ekmek kavgasını yapmak, yani istikbalini garantiye almak. Özellikle modern çağın getirdiği hız ve haz furyası, bizi bitmek bilmeyen bir koşuşturmanın içine savurdu. Daha iyi bir kariyer, daha konforlu bir hayat, daha lüks bir gelecek derken; ömrümüzü adeta bir “tüketim değirmeninde” öğütüyoruz.

Peki, bunca çaba, bunca koşturmaca bize aradığımız o mutlak saadeti, o iç huzurunu veriyor mu? Yoksa her köşe başında daha büyük bir boşluğa, daha derin bir anksiyete girdabına mı sürükleniyoruz? 

İşte tam bu noktada, Bediüzzaman’ın kulaklarımıza küpe yapmamız gereken o muazzam reçetesi devreye giriyor: “Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşrû dairedeki keyfe iktifâ ediniz; o, keyfinize kâfidir.”1

İslâm, insanı dünyadan koparan, hayata küstüren bir zühd dini değildir. Aksine, helâl dairesini o kadar geniş ve ferah tutmuştur ki, insanın fıtrî olan tüm eğlence, dinlenme ve hayattan tat alma arzularına fazlasıyla yeter. Sınırı aşıp gayr-ı meşru sahalara taşan her lezzet ise, peşinde binlerce pişmanlık, vicdan azabı ve ruhî bunalım taşır. Bugün “özgürlük” adı altında sunulan pek çok sefahat ve bağımlılık, aslında insanın........

© Yeni Asya