menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nesil sanatkarlığı

15 0
25.11.2025

Nesil sanatkarlığı

REFİK TUZCUOĞLU

Dün takvim yaprakları 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü gösteriyordu. Okullarda şiirler okundu, kürsülerden “öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğuna” dair hamasi nutuklar atıldı ve muhtemelen öğretmenler odası çiçek bahçesine döndü.

Bugün ışıklar söndü, protokol dağıldı, duyuru afişleri indirildi, çiçekler kaldırıldı.

Öğretmen; halen varsa tebeşir tozlu ceketiyle veya akıllı tahtasının ışığıyla, veli baskısıyla ve en önemlisi omuzlarındaki “nesil yetiştirme” vebali ve sorumluluğuyla baş başa kaldı.

O yüzden gelin, biz bugün beylik lafları bir kenara bırakıp meselenin bam teline dokunalım. Eğitim sistemimiz, kendimi bildim bileli tartışmalı bir konudur. Hele tarihi bir geçmişe doğru araştırma yapacak olursanız, Tanzimat döneminde yapılan tartışmalara şahit olursunuz. Daha da geriye giderseniz Koçi Bey’in risalesinde liyakatsiz personel ve kifayetsiz bürokrasiye dair tespitlerinin, dönemin eğitim sisteminin kalifiye insan yetiştirememesine ve devlet yönetimindeki basiretsizliğe kadar uzandığını görürsünüz.

Sultan Fatih’in kurduğu Sahn-ı Seman Medresesi’ne gösterdiği özen, tarihin ilerleyen bir döneminde zaafa uğruyor. O günlerden bugünlere miras kalan bir maarif sorunumuz var. Hatta Cemil Meriç sarsıcı değerlendirmelerde bulunur: “Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.”

Cemil Meriç’in kullanılan kelimeler üzerindeki hassasiyeti........

© Yeni Akit