UYANIŞA DAVET: ÖLÜM GELMEDEN KENDİNE GEL!
Değerli okuyucular,Hepinizi dua ve selamla selamlıyorum.İnsanoğlu garip bir hâl içindedir. Gözleri açık, ama kalbi kapalı… Yaşıyor zanneder ama aslında farkında olmadan tükeniyor. Fani ve geçici olan bu dünyaya öyle bağlanmış ki, asıl yurdu olan ahireti neredeyse tamamen unutmuş durumda.Oysa gerçek çok açık: Her geçen gün, ölüme doğru atılmış bir adımdır.Bugününü heba eden, aslında yarınını da kaybetmektedir. Mal, makam, şöhret… Uğruna ömür tüketilen ne varsa, kabir kapısında bırakılıp gidilecektir. Orada ne unvanların ne de servetin bir karşılığı vardır. Orada konuşacak olan tek şey amellerdir.Nitekim Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur: “Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” (Tirmizî, Zühd, 4)Bugün insanın en büyük problemi de bu değil mi zaten? Ölümü unutmak… Ölümü unutan, dünyaya sarılır. Dünyaya sarılan ise ahireti ihmal eder.Bir başka hadis-i şerifte ise durum çok daha net ortaya konur: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse ise nefsinin arzularına uyan ve Allah’tan (boş) temennilerde bulunandır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25)Kendimize şu soruyu sormaktan neden kaçıyoruz? “Bugün Allah için ne yaptım?” Çünkü cevap vermekten korkuyoruz.Günahlar küçümseniyor, tövbeler erteleniyor, ölüm ise hep başkalarına yakıştırılıyor. Oysa ölüm; genç-yaşlı ayırmaz, güçlü-zayıf dinlemez. Bir an gelir ve insanı en hazırlıksız hâlinde yakalar.Kur’an’ın açık hükmü ortada: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185)Bu kadar kesin bir hakikate rağmen hâlâ gaflet içinde yaşamak, gerçekten büyük bir kayıp değil midir?Ey insan!Bir gün her şey bitecek. Sevdiklerin seni toprağa bırakıp dönecek. Bir süre sonra da seni hatıralarına gömecekler. Seninle kabre gelecek olan tek şey ise iman ve amellerin olacak.Resûlullah (s.a.v.) bunu şöyle ifade eder: “Kişi öldüğünde ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)Demek ki gerçek miras; biriktirdiğin mal değil, bıraktığın izdir.İyilik… Salih amel… Fayda… Asıl kazanç budur.Kurtuluş ise çok uzak değil aslında. Ölmeden önce kendini hesaba çekebilmek, nefsini dizginleyebilmek, tövbe kapısını kapatmamak ve her an Rabbinin huzuruna çıkacakmış gibi yaşayabilmek…İşte mesele tam olarak budur.Bizim korkumuz ne olmalı biliyor musunuz? Ölmek değil… Uyanamadan ölmek.Ümidimiz ise tek kapıdır: Allah’ın rahmeti.Son olarak Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Zühd, 1)Öyleyse bu zindanı süslemekle ömür tüketmeyelim. Buradan kurtulmanın yolunu arayalım.Henüz vakit varken… Henüz nefes alıyorken… Henüz kapı kapanmamışken…Kendine gel! Nefsini hesaba çek! Ve ahirete hazırlan!
