Zamanın kelepçesi
İnsan bedeniyle zamanın içine doğar. Fakat zihninde zamana sığmayan bir misafir vardır: Sonsuzluk fikri.
İşte varoluşun büyük mücadelesi de burada başlar. Fâni bir bedende bâki bir tasavvuru taşımanın mücadelesi, hayat imtihanının müfredatı olur.
Kola takılan saat, kimileri için bileğe geçirilmiş bir kelepçedir. Her tik-tak sesi, hücre duvarına çizilen bir çentik gibidir. Zaman ilerledikçe karanlık koyulaşır, ümitler birer birer tükenir. Düşüncesi zamanın duvarları arasında tutsak kalan insan için ölüme yaklaşmak, acıdan ve kederden ibarettir. Bu yüzden bazıları için yaşlanmak en büyük eziyettir.
Kimileri içinse aynı saat, bambaşka bir dilden konuşur. Sonsuzluğun ufkuna pencere açabilen gönül genişler. Akrep ile yelkovan, sonsuz bir mutluluğa doğru geri sayan iki müjdeci olur.
Hayatı sadece bu dünyadan ibaret sananların kalbi, göğüs kafesinde hapistir. Sonsuzluğun ufkuna pencere açabilen insan içinse bu dünya sadece bir bekleyiştir.
“Ey sevgili, uzatma dünya sürgünümü benim” mısraındaki gibi sabırsız, hasret dolu bir bekleyiş…
Zamanın sıfırlama etkisi
Zamanın bir de tuhaf bir sıfırlama etkisi vardır.........
