Türkler ve İranlılar
Türklerin tarih boyunca en devamlı münasebet kurduğu millet hangisidir dense, cevap İranlılardır. Gerek İslamiyetten evvel gerek sonra bugüne dek, Türklerin aralıksız devamlı surette tatlı veya sert, iyi veya kötü, yakın veya uzak münasebette olduğu yegâne millettir. Hiçbir milletle Türkler, İranlılar kadar içli dışlı olmamışlardır.
Bu münasebet hem coğrafi komşuluk hem de siyasi mücadeleler ve kültürel tesir sebebiyle devam etmiştir. Yoksa iki millet birbirine ne ırk ne kültür cihetiyle benzerdi. Şimdi ise birbirine en çok benzeyen milletlerdendir.
Coğrafyanın cemiyetleri şekillendirdiği bilinir. Aynı mıntıkada yaşayan cemiyetler zamanla kültürel olarak birbirine benzemeye başlar. Milletlerin teşekkülü umumiyetle coğrafya sayesinde olmuştur.
İran denen ülke şimdikinden daha dar bir mıntıkadır. Ama hüküm sahası geniştir. Fars mitolojisinde İran ve Turan diye iki ülke vardır. İreç ve Tureç adında iki kardeş hüküm sürer. Tureç, Türklerin, İreç İranlıların atasıdır. Turan, Türklerin; İran, Ireç'in ülkesidir.
Kardeşler arasında olageldiği gibi hep harb etmişlerdir. Firdevsi’ye kadar İran mitolojisinin mevzuu budur. Asırlarca devam eden münasebetin mahiyeti de budur: Hem düşman hem kardeş!..
İran coğrafyasında tarih boyunca çeşitli İranî halklar yaşamıştır: Persler, Medler, Partlar, Sogdlar, Tacikler... Bu halkların lisanı, Hint-Avrupa dil ailesine bağlıdır ve Avrupa dilleriyle bazı benzerlikler taşır. Mesela, peder – father, mader – mother, duhter – daughter, sitare – star...
Türk-İran temaslarının bilinen en eskisi Alp Er Tunga ile irtibatlanan İskit İmparatorluğu (Sakalar) devridir. İran ülkesi, bu imparatorluğun parçasıydı. Bu devirde idareci sınıfın Türk olduğu, nüfusun ehemmiyetli kısmının ise İranî halklardan meydana geldiği tahmin edilir.
Türklerle İran arasında diplomatik münasebetler eskidir. Göktürk Hakanlığı ile Sasani İmparatorluğu arasında evlilik yoluyla ittifaklar kurulmuştur. Hatta bazı İran prenslerine analarından dolayı Türkzad (Türkten doğma) denir. Rivayete göre Hazreti Hüseyin, son şahın kızıyla evlendiği için, soyundan gelenler hem Göktürk hakanlarının hem de İran şahlarının torunları olmaktadır.
Dünyanın en yüksek medeniyetlerinden biri olan İran medeniyeti bilhassa şu sahalarda güçlüydü: Mimari, devlet ve adalet teşkilatı, edebiyat, felsefe. Dünyada mimarinin başlangıcı İran’dır. Bütün kubbeler, sütunlar, kubbe gücünü küçük kubbelere dağıtmak gibi büyük hacimli binaların inşasında geliştirdiği teknolojileri, Yunanlılar bunlardan öğrendi. Romalılar Yunanlılardan, Araplar Romalılardan öğrendiler. Türkler de buna vâris olup inkişaf ettirdiler.
İran’ın eski dini Zerdüştlüktür. Bu dinde ateş mukaddes kabul edilir. Sınır yakınlığı sebebiyle, bu dinin bazı ritüelleri, Nevruz, Hıdırellez, ateşten atlama gibi, Türklere tesir etmiştir.
YENİ İRAN ESKİ SELÇUKLU
İran toprakları Hazret-i Ömer’den itibaren Müslümanlar tarafından fethedildi. İranlılar büyük ölçüde gönül rızasıyla İslam’ı kabul etti. Bu çok mühim bir netice doğurdu. Türkler, İslamiyet ile İranlılar (Sogdlar) vasıtasıyla tanıştı ve bu dini büyük ölçüde onlardan öğrendi. Türkçedeki bazı dini kelimeler Farsça menşelidir: Namaz, abdest, oruç, huda, peygamber, feriştah.
Araplar İranlılara Acem derdi ki........
