ABD/İsrail – İran savaşı ve Hark Adası
28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail-İran çatışması, yüzeyden bakıldığında bölgesel bir askerî kriz gibi görünüyor. Füze saldırıları, hava savunma salvoları, deniz geçiş gerginlikleri, bunların hepsi tanıdık bir Ortadoğu savaş dilinin parçaları. Ama bu savaş ABD’nin askerî caydırıcılığı, doların vazgeçilmezliği, enerji akışının sürekliliği ve NATO’nun işlevselliğinin sorgulanmasına yol açmaktadır.
Trump’ın kamuoyuna anlattığı hikâyeler ile sahadaki gerçeklik arasında giderek büyüyen bir uçurum var ve bu uçurum ABD’nin karar alma kapasitesini, müttefik güvenini ve savaşın gidişatını doğrudan etkilemektedir. Bu savaşla birlikte ABD’nin askerî üstünlüğü, İsrail’in mutlak güvenlik iddiası, Körfez monarşilerinin istikrar varsayımı, enerji akışının kesintisizliği, doların küresel egemenliği artık ciddi biçimde sorgulanmaktadır.
Örneğin 20 Mart tarihli söyleşisinde Trump, aynı gün içinde İran’ın donanmasının, hava kuvvetlerinin ve hava savunmasının “neredeyse tamamen yok edildiğini”, ABD’nin “istediği yerde istediği gibi uçtuğunu” açıkladı. Ancak birkaç saat sonra İran hava savunmasının bir F-35’i vurduğuna dair görüntüler dolaşıma girdi. Bir yandan “İran bitmiş” derken öte yandan Hürmüz’ü açmak için NATO donanmalarından yardım istemektedir. Trump’ın bu dengesiz açıklamalarının benzerlerini Amerikalı bakanlar; İç Güvenlik Danışmanı Stephen Miller, Hazine Bakanı Scott Bessent, Savaş Bakanı Pete Hegseth gibi yönetimin etkili isimleri de İran rejiminin çökmekte olduğu, lider kadronun dağıldığı, mali sistemin felç olduğu söylüyorlar.
ABD yönetiminin kendi ürettiği yalanlara kendisi de inanmaya başlamasına stratejik körleşme denir. Benzer yalan üretimi medya-ekran-siyaset üçgeninde de görülmektedir. Bu durum II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Kızıl Ordu Berlin’e girerken Alman radyolarının hâlâ cephelerdeki askerî zafer masalları anlatmasını hatırlatmaktadır.
“ABD’de 1947 Ulusal Güvenlik Yasası’yla kurulan sistem, istihbaratın bağımsız analiz üretmesini ve bu analizlerin siyaset üstü biçimde karar vericiye sunulmasını öngörür. Ama bazı tarafsız gözlemcilere göre karar alma mekanizması tersine dönmüş durumda, istihbarat değerlendirmeleri siyasi hedeflere uyarlanıyor, eleştirel sesler filtreleniyor, karar vericinin karşısına alternatif senaryolar değil mevcut çizgiyi pekiştiren görüşler çıkıyor.”[]
Savaşın ilk haftalarında Washington’dan yükselen savaş tanımı; hızlı, kararlı, ezici bir operasyon şeklindeydi. İran’ın askerî kapasitesi kırılacak, rejim baskı altına alınacak, mesele kapanacaktı. Ancak artık İran’a karşı hızlı, kesin ve düşük maliyetli bir zafer, mevcut koşullarda son derece zor, neredeyse imkânsıza yakındır.
Çünkü İran’ın yüzölçümü 1,650 milyon km2, nüfusu doksan milyonu aşıyor olup, topografyası dağlık ve savunmaya son derece elverişlidir. ABD’nin geçmişte İran’a karşı yaptığı savaş oyunlarında (aşağıdaki MC02 tatbikatı) bile çok ağır kayıplar verildiği, üstelik bunun İran’ın bugünkü füze ve teknoloji kapasitesine ulaşmadığı dönemde gerçekleştiği bilinmektedir.
Trump’ın kara harekâtından bahsetmesi hedefin ne olduğunun netleşmesini gerektirir. Yani askerler neyi kontrol edecek, hangi coğrafyada tutunacak, ne kadar süreyle bunu sürdürecek? İran’ın yaklaşık 1800 kilometrelik Körfez kıyı hattını sınırlı sayıda deniz piyadesiyle kontrol etmek pratik olarak mümkün değildir. Üstelik bu kıyı düz bir sahil değil; dağlık alanlar, dar geçitler, gizli füze mevzileri ve çok katmanlı savunma unsurları içeren karmaşık bir araziye sahiptir.
İran kıyılarında operasyon yürütmenin ne kadar zor olduğunun aslında onlarca yıldır bilinmektedir. Klasik amfibi çıkarma senaryoları bu arazide son derece yüksek kayıp riski taşır. Hark Adası gibi stratejik hedeflere bile ulaşmak, kâğıt üzerinde göründüğü kadar kolay değildir. Nitekim Amerikan ordusu muhtemel bir Hark adası harekâtının senaryosunu geçmişte yaptığı tatbikatlarda irdelemiştir.
Yüzyılın Meydan Okuması (Millenium Challenge 2002-MC02) tatbikatı[]
“Amerikan ordusu 24 Temmuz 2002’de Nevada’da 22 gün süren bir tatbikat yapmıştır. Yüzyılın Meydan Okuması (Millenium Challenge 2002-MC02) isimli tatbikatının senaryosu; büyük bir cephe savaşına dönüşme potansiyeline sahip, üst düzey, küçük ölçekli bir beklenmedik durumdan oluşuyordu. Veri tabanını doldurmak için gerçek dünya verileri kullanıldı ve gerçekçi Mavi ve Kırmızı kuvvet planlama sürecini desteklemek için kaynak materyalin mevcudiyetini sağlandı.
Tatbikat senaryosu 2007 zaman diliminde kuruldu. İlgili ülke (Kırmızı), ABD (Mavi) kuvvetlerinin makul bir şekilde karşılaşmayı bekleyebileceği bir dizi yeteneğe sahipti. Kırmızı, coğrafi olarak stratejik bir bölgede bulunuyordu ve dünya topluluğu için kritik öneme sahip doğal kaynaklara sahipti.
Senaryo, Kırmızı’nın bir doğal afete (deprem) maruz kalmasıyla başladı ve ardından gelen olaylar zinciri, haydut bir askeri komutanın ayrılmasıyla sonuçlandı. Güney Müşterek Görev Gücü (CJTF-S) Komutanı olarak tanımlanan o ve ona bağlı askeri komutanlar, ulusal hükümetin kontrolünden uzaklaştılar. Kırmızı liderlik içinde isyancı bir unsur olan CJTF-S, bölgesel güç ve kontrol sağlamak amacıyla konvansiyonel askeri, asimetrik, diplomatik, enformasyon, ekonomik ve terörist uygulamalar dahil olmak üzere geniş çaplı eylemler gerçekleştirdi. Yerel adaların ulusal mülkiyetine ilişkin merkezi hükümetle olan anlaşmazlık; CJTF-S’nin tartışmalı adaları ele geçirmesine, güvenli geçişi sağlamak için CJTF-S sponsorluğunda bir askeri eskort hizmetinin başlatılmasına ve bu hizmetin kullanımı için ilgili bir geçiş ücretine yol açtı. Bu saldırgan eylemler, bölgesel güvenliğin istikrarsızlaşmasına yol açtı ve bölge ve dünya ekonomileri için doğrudan bir tehdit oluşturdu. Mavi’nin (Amerikanın) hedefleri, uluslararası ticaret için nakliye yollarının........
