menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Savunma İttifakı: Bölgenin Yeni Stratejik Dengesi

12 0
01.09.2026

Ortadoğu bir kez daha güç dengelerinin değiştiği, mevcut ittifakların yeniden şekillendiği ve güvenlik önceliklerinin hızla dönüştüğü kritik bir döneme giriyor. Bölgenin geleceğinin artık yalnızca dış aktörler tarafından belirlenemeyeceği yönündeki anlayış da giderek güçleniyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından kurulan Mekke Savunma İttifakı işte bu değişen ortamda yalnızca üç ülke arasında imzalanmış sıradan bir savunma anlaşması olarak görülmemeli. Bu girişim, bölgesel güvenliğe ilişkin yeni bir yaklaşımın başlangıcını temsil ediyor olabilir.

7 Ağustos'ta Mekke'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman tarafından imzalanan anlaşmanın ardından İstanbul'da Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısının gerçekleştirilmesi, üç ülkenin siyasi iradeyi artık kurumsal ve operasyonel bir yapıya dönüştürme aşamasına geçtiğini gösteriyor.

Her uluslararası anlaşmanın gerçek değeri, imza töreninden çok sonrasında atılan adımlarla ortaya çıkar. Dolayısıyla Mekke Savunma İttifakı açısından temel soru şudur: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan siyasi bir mutabakatı güvenilir, sürdürülebilir ve etkili bir bölgesel güvenlik mekanizmasına dönüştürebilecek mi?

İstanbul toplantısı, bu soruya verilecek ilk ciddi cevabın başlangıç noktası niteliğinde.

Üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının aynı masa etrafında buluşması, anlaşmanın yalnızca liderler düzeyindeki siyasi bir mutabakat olarak kalmayacağını ortaya koyuyor. Amaç, kararların alınacağı, uygulanacağı ve ortak savunma ve güvenlik projelerinin takip edileceği kalıcı bir kurumsal yapı oluşturmak.

Bu ayrım son derece önemli. Uluslararası ilişkiler tarihinde büyük hedeflerle ilan edilen çok sayıda ortaklık bulunuyor. Ancak bunlardan yalnızca açık kurallara, kalıcı kurumlara, düzenli istişare mekanizmalarına, ortak eğitim ve tatbikat sistemlerine ve kriz dönemlerinde etkin karar alma kapasitesine sahip olanlar kalıcı stratejik ağırlık kazanabiliyor.

Mekke Savunma İttifakı'nın önündeki asıl sınav da tam olarak budur.

Mekke'de imzalanan anlaşma siyasi iradenin ortaya konulmasıydı. İstanbul'daki ilk toplantı ise bu iradenin kurumsallaştırılması yolunda atılan ilk ciddi adımı oluşturuyor.

İttifakın resmi adının “Mekke Savunma İttifakı” olarak belirlenmesi de bu açıdan önemli bir siyasi mesaj taşıyor. Bir ittifakın adı yalnızca bir tanımlama değildir; aynı zamanda onun niteliğini, önceliklerini ve stratejik karakterini ortaya koyar.

“Savunma İttifakı” ifadesi, girişimin temel amacının saldırgan bir askeri yapılanma değil, ortak güvenliği güçlendirmek, savunma kapasitesini artırmak ve caydırıcılığı geliştirmek olduğunu ortaya koyuyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ittifakın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulaması da bu çerçevede dikkat çekici. İttifakın devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve içişlerine müdahale etmeme ilkelerine dayandırılması, girişimin bölgesel meşruiyetini güçlendirebilecek temel unsurlardan biri.

Ortadoğu'nun geçmişinde belirli ülkeler veya güçler karşısında konumlandırılan çok sayıda güvenlik düzenlemesi bulunuyor. Mekke Savunma İttifakı'nın başarısı ise yeni ayrışmaları derinleştirmekten ziyade güvenlik belirsizliğini azaltabilmesine bağlı olacak.

Kolektif Savunma: Anlaşmanın Temel Taşı

Mekke Savunma İttifakı'nın en dikkat çekici hükümlerinden biri, üyelerden herhangi birine yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması.

Bu yaklaşım, kolektif savunma ilkesini ittifakın merkezine yerleştiriyor ve doğal olarak NATO'nun 5. maddesiyle karşılaştırmalara yol açıyor.

Ancak Mekke Savunma İttifakı'nı NATO'nun bir kopyası olarak değerlendirmek doğru olmaz. İki yapılanma tamamen farklı tarihsel, coğrafi ve siyasi koşulların ürünüdür.

NATO, onlarca yıl içerisinde gelişerek ortak komuta, istihbarat paylaşımı, savunma planlaması ve müşterek operasyonlar konusunda son derece gelişmiş mekanizmalar oluşturdu. Mekke Savunma İttifakı ise henüz kurumsallaşmasının başlangıç aşamasında.

Dolayısıyla ittifakın güvenilirliği, kolektif savunma ilkesinin nasıl uygulanacağıyla belirlenecek.

Üyelerden biri ciddi bir tehditle karşılaştığında istişare mekanizması nasıl işleyecek? Kararı kim verecek? Askeri desteğin kapsamı ne olacak? Üç ülke ne kadar hızlı ortak hareket edebilecek?

Bu sorular teorik değildir. Bunların cevabı, kolektif savunma hükmünün gerçek bir güvenlik garantisine mi dönüşeceğini, yoksa siyasi bir taahhüt olarak mı kalacağını belirleyecek.

Asıl Sınav: Birlikte Çalışabilirlik

İttifakın etkinliğini belirleyecek en önemli unsurlardan biri birlikte çalışabilirlik, yani üç ülkenin silahlı kuvvetlerinin ortak operasyon yürütme kapasitesi olacak.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın güçlü askeri kurumları ve geniş savunma deneyimleri bulunuyor. Ancak üç ülkenin askeri yapılanmaları, silah sistemleri, haberleşme altyapıları, eğitim doktrinleri ve operasyonel öncelikleri birbirinin aynısı değil.

Bu nedenle yalnızca bir anlaşmanın imzalanması yeterli olmayacak.

Ortak tatbikatlar, müşterek eğitim programları, güvenli haberleşme sistemleri, istihbarat paylaşımı, lojistik koordinasyon, tehdit değerlendirmesi ve kriz yönetimi planlaması büyük önem taşıyor.

Üç ülkenin silahlı kuvvetleri ne kadar sık birlikte........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü