menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öcalan Marx’ı Yine Aşmış da Nereye Varmış? – Güneş Gümüş

10 0
14.12.2025

Nedir bu Marx’ın çektiği! Hem günü geçmiş, bugünkü toplumu açıklamadan uzak olan ilan edil hem de herkes seninle uğraşmak için yarışsın. Sadece düşmanların değil,siyasal rakiplerin de! Marks’ın ölümünün üstünden yüz elli yakın zaman geçti; ama ortaya koyduğu teori ve perspektif öyle etkili ve güçlü ki onu yanlışlama, aşma iddiası büyük çekim kaynağı!

Öcalan da Marx’ı “aştığını” geçen hafta sonu İstanbul’da yapılan “Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı” için hazırladığı metinle bir kez daha ilan etmiş. Özetle Marx ve Marksizmi ayırmak gerektiğini; Marx’ın iyi niyetli olduğunu ama yaşadığı döneminin bugünkü kapitalizmin sorunlarını anlamaya yetmediğini; kapitalizmi sınıf savaşı kavramlaştırması ile anlamanın yetersiz olduğunu tespit etmiş; sağolsun. Yazı içinde karşımıza çıkan birçok argümanla bambaşka düşünsek de metne ruhunu veren kavrayış biçimiyle tartışmak en doğrusu. Zaten onun yetersizliğini ortaya koyduğunuzda gerisi boşa düşüveriyor.

Öcalan bir önceki açıklamasında kendi projesini radikal demokrasi olarak sunmuştu. Bu kavramı solun gündemine sokan Laclau ve Mouffe. Bu ikili 1970’lerde işçi hareketinin küresel geri çekilişi, Doğu Bloku’nun yıkılması ve kapitalizmin zaferini ilan etmesi sonrasında yenilgi psikolojisini içselleştirerek 1985’te yazdıkları “Hegemonya ve Sosyalist Strateji” kitabında kapitalizm içi bir çözüm yolunu solun önüne koyabileceğini radikal demokrasi stratejisiyle ifade etmişlerdi. Kitap, Marksizmin sınıf mücadelesinin belirleyici önemine yaptığı vurguyu reddederek liberal ideolojiyi ekonomik bağlamından ayırarak siyasal yanını savunmanın mümkün olduğunu ve bu sistem içinde radikal kanadı da dahil solun görevinin demokrasinin radikalleşmesi mücadelesi vermek olduğunu savunuyordu: “…liberal-demokratik ideolojiyi reddetmek değil, tersine onu radikal ve çoğul bir demokrasi doğrultusunda derinleştirmek ve genişletmek olabilir.” Yani liberalizm ekonomik düzleminden – piyasa düzeni, kapitalist eşitsizlikler gibi bağlamlarından – koparılarak ele alınabilirdi. Öcalan’ın son açıklamasının gerisinde de aynı mantık vardır. Bu konuyu tartışmadan bir bilgilendirme de yapalım. Radikal demokrasi tezinin sahipleri yıllar sonra liberalizmin gücü kapitalist metropollerde de sarsılırken bu tezin yerine sola sol popülizmin birleştiriciliğinde hareket etmeyi ve birleşmenin merkezine de halkı ve emek eksenli vurguları koymak gerektiğini söylemeye başladılar. Hatta Mouffe bu konu üzerine yazdığı kitabında sınıf meselesini göz ardı ederek hata yaptıkları konusunda özeleştiri de verdi.

Demokrasinin derinleştirmesi mücadelesine bizim de karşı çıkmamız düşünülemez. Ama bunu nasıl sağlayacağız? Sadece politik bir mücadele yeterli mi? Bu mücadele nasıl ortaya çıkacak?

Politik mücadele için açık ki halk desteği ve eylemliliği gerekir. Demokrasiyi kazanacak kitleler lazım yani. Ama liberalizmin 1980 sonraki ekonomik ismi olan neoliberalizm programıyla kapitalistler halkın örgütlülüğüne büyük darbeler indirdi. Birçok ülkede emekçi kitlelerin örgütlü direnişinin üstünden tankla geçildi. Sonrası malum. Sadece ekonomik haklar konusunda kaybetmedik; demokrasi ve özgürlükler de geriye gitti. Bizim gibi çelişki yumağı geç kapitalistleşen ülkeler otoriter rejimlerle boğuşuyor zaten. Ama Batı’daki metropollerde de durum kötüleşiyor. Trump ABD başında terör estiriyor. Almanya’da, demokrasi beşiği sanılan İskandinav ülkelerinde Hitlerci zihniyetin desteği artıyor. Bugün siyasal liberalizmin dünya çapında egemen sınıflar için bile hükmü zayıfladı.

Sınıf perspektifinin ezilen kimlik hareketlerinin liderlerine itici gelmesi şaşırtıcı değil. Ezilme üzerinden bir araya gelen birliği, sınıfsal temelde “bölmek” kendileri için pek hayırlı olmayacaktır. Dolayısıyla kimlikler........

© Sosyalist Gündem