menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hava Bedavaydı, Su Bedavaydı

19 0
21.07.2026

İnsanoğlunun yeryüzü macerası, doğanın bizlere cömertçe sunduğu bir açık büfe masasında başladı. Gökyüzünden süzülen temiz hava, dağların eteklerinden coşkuyla akan sular ve ağaçların dallarından sarkan meyvelerin hiçbir mülkiyet sahibi yoktu. Her canlı, hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu bu temel kaynaklara hiçbir bedel ödemeden özgürce ve sınırsızca ulaşabiliyordu. Her şey bedavaydı. Ne sokaktaki çeşmenin akan suyuna bir sayaç bağlıydı ne de toprağın bereketi çitlerle çevrilip parsel yönetmeliklerine kurban edilmişti.

Nehirler yanı başımızdan özgürce akarken kimsenin aklına bu berrak sıvıyı şişelere hapsedip üzerine fiyat etiketi yapıştırmak gelmemişti; yiyecek ise doğanın kendi ritmi içerisinde zebil gibiydi toplayanındı, avlayanındı, paylaşanındı. Ancak insan aklı, doğanın bu döngüsel ve cömert işleyişini kendi bencil çizgisine uydurmaya karar verdiği an, cennetin kapıları da yavaş yavaş kapandı. Dünya kendi kendini yenileyebilen muazzam bir döngüye sahipti ve insan bu döngünün yalnızca mütevazı bir parçasıydı. Ancak zamanla avcı-toplayıcı göçebelikten yerleşik hayata geçen, toprağı evcilleştirdiğini sanırken aslında mülkiyet fikrinin esiri olan insanoğlu, doğanın bu karşılıksız cömertliğini bir sonsuzluk garantisi olarak gördü. Nüfusun hızla artması, sanayileşme hamleleri ve ardından gelen vahşi kapitalist üretim çarkları, bedava ve sınırsız sanılan ne varsa hepsinin üzerine amansız bir etiket yapıştırdı. Sanayi devrimi ile birlikte fabrikaların bacalarından yükselen dumanlar........

© Sonsöz