Ölü Deniz, Ölmeyen Deniz!
Bizim Marksizm okumalarımız din ve kutsal eleştirisi üzerine başlar. O okumaların ilk duraklarından biri olan “Alman İdeolojisi”nin ilk satırları şöyledir: “İnsanlar, şimdiye kadar, kendileri hakkında, ne oldukları ya da ne olmadıkları gerektiği hakkında her zaman yanlış fikirlere sahip olmuşlardır. İlişkilerini, Tanrı hakkındaki, normal insan hakkındaki vb. tasarımlarına uygun olarak düzenlemişlerdir. Onların beyinlerinin ürünleri olan bu tasarımlar, ulaştıkları yüksekliklerden insanları egemenlikleri altına alacak kadar yücelmişlerdir.” Marx ve Engels’in yaşadığı çağın, 19. yüzyılın, bir gerçeğidir bu. Büyük bir aydınlanma yaşayan Genç Hegelciler insanları bu kuruntulardan kurtararak, yanılsamaları değiştirip yerine insanın özüne uygun düşünceler koymayı öğreterek kurtulmayı düşlemektedir. Oysa insanların suda boğulmaları kafalarındaki ağırlık fikrinden kaynaklanmamaktadır. Ağırlık fikrinden kurtulsalar bile boğulabilirler. Bizimkilerin dediği budur. Çünkü kurtuluş tarihsel bir olaydır, zihinsel bir iş değildir.
Özetle, insanlar içinde debelendikleri gayrı insanı koşullardan kurtulmadan dinsel kuruntularından kurtulamaz. İnsanların zihinsel tasarımları onları egemenlikleri altına alacak kadar yüceldiler, çünkü iktisadi düzenin böyle bir kontrole ihtiyacı var. Din, aklın içinden atıldığı toplumsal koşulların ruhudur. Kendisi üzerinde, toplum üzerinde, ekonomi üzerinde, üretim üzerinde kontrolünü kaybetmiş insanın bütün kontrolü eline almış ve istenildiğinde yardıma koşacak bir tanrı tasarımına ihtiyacı vardır. Marx ve Engels zamanında da bizim zamanımızda da. Dinler tarihine giriş niyetinedir!
Güçlü bir dini saygı uyandıran, kabul görmüş; bozulmaması, dokunulmaması gereken değerler… Sözlüklere göre “Kutsal”ın anlamı böyle. Demek “saygı duyulma”nın yanında, kutsalda, genel kabul görme, bozulmamış veya dokunulmamış olma şartı var. Bunlardan biri eksikse, “kutsal” kutsal olamıyor.
Siyasal İslam, “kutsalını” bir siyasi ideoloji haline getirdi. Herkese dayatıyor, inancın ötesinde başkalarının uymak zorunda olduğu bir kural kaynağı haline getiriyor. Eğip büküyor, ihtiyaçlarına göre orasını burasını çekiştiriyor. Ek yapıyor, eksiltmeye gidiyor. Biz, şimdi, Selefilik-İhvan karışımı bir “şey” ile karşı karşıyayız. Din görünümlü olabilir ancak kutsal değildir. Fukara halkımızın inancıyla hiçbir bağlantısı yoktur.
Sebepleri çok; her yere soktuğunuz bir şeyin kutsiyeti mümkün değildir. Dokunmamanız, saklamanız, sakınmanız gerekir. Siyasal İslam’ın varlığı o kutsiyete en güçlü saldırıdır. Kutsalınızı politik ideoloji haline getirdiyseniz eleştirilmesi doğaldır, katlanacaksınız, kutsallığın arkasına saklanmayacaksınız.
Ne ediyor azizlerimiz? Din, aklın içinden atıldığı toplumsal koşulların ruhudur. Akla aykırı piyasa toplumunda kutsal olur mu? Ederini bulursa satılmayacak şey yoktur bu düzende. “Din tacirliği” var, çok güçlü ve çok yaygın bir ticaret şeklidir. Çıkarların kutsala galebe çalması durumuna........
