Kendi üzerine çöken siyasal rejim
Çöküntü aslında toplum kesimlerinin büyük bölümünü ve ekonomik faaliyetlerin önemli bir bölümünü kapsıyor. Siyaset alanındaki çöküntü ise iktidar koalisyonunun temsil ettiği siyasal rejimle sınırlı kalmıyor, muhalefeti de içine alıyor.
Elbette bugünlerde su yüzüne çıkan borsa merkezli fon krizi, kapkaççılıkta gözlerini karartmış (ve gözleri doymaz) siyasetçi-bürokrat-sermaye çevrelerinin uzunca bir süredir tetikledikleri bir talan düzeneği. Ponzi türü bu dolandırıcılığın, sorumlu/yetkili siyasetçi ve bürokratların göz yumması altında böylesine pervasızca gerçekleştirilebilmesi, en tepelere sırtlarını dayayabildiklerinin de kanıtı niteliğinde. Nitekim, en sorumlu figürlerden 2022-2026 dönemi SPK başkanı Gönül (eski savunma bakanının oğlu), bağımsız denetim faaliyetlerini denetlemekle görevli bir kamu denetleme kurumunun -Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu- başkanı. (Barış Terkoğlu’nun dünkü Cumhuriyet’teki yazısı). Veya denetim kurullarının çoğunun tasfiyesi veya işlevsizleştirilmesi sonrasında elde kalan en yüksek denetleme kurulu olan Cumhurbaşkanı’na (CB’ye) bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun başkanı, denetlemekle yükümlü olduğu Borsa İstanbul (BİST) yönetim kurulunda kalmaya devam edebiliyor. Bizzat Erdoğan, Türkiye Varlık Fonu (TVF) yönetim kurulu başkanlığından çekilmek, BİST’i TVF bünyesinden çıkarmak gibi adımlar atmıyor, muhalefet de bunun üzerinden gündem yaratmak konusunda gayretkeş olmuyor.
Denetimsizlik, usulsüzlük, yolsuzluk örnekleri çok sayıda. Büyük kısmı da henüz ortaya dökülmemiş durumda. Bu, AKP’nin temsil ettiğini iddia ettiği “değerlerin” çöküşü anlamında. Ama henüz dip noktasında değiliz. Yolsuzlukların nerede duracağı da belirsiz. Muhalif partiler belediyelerine yönelik ve bir bölümü dayanaksız çıkan suçlamaların aksine merkezi yönetim üzerinden çalışan imar-ihale-özelleştirme yolsuzlukları o iddiaların yüzlerce katına çıkma potansiyeli taşıyor.
Önceki yazımda da belirtmiştim, AKP’nin 2011 seçimlerinden sonra istisnasız tüm devlet kurumlarını ele geçirme hamleleri, ardından “Allah’ın lütfu” olan 2016 darbe girişiminin önünü açtığı 2017 Anayasası ile girilen Başkancı rejim yoluyla, iyi-kötü çalışan tüm denge-fren-denetim düzenekleri havaya uçurulmuş ve sonuçta zıvanasından çıkmış bir siyasal rejime ulaşılmış bulunulmakta. CB’nin atama yetkisinde bulunan ve biat ilişkilerini pekiştirmek yanında rant aktarma düzeneğinin de parçası olan binlerce ballı maaşlı üst kademe yönetici kadrosuna erişebilme yarışı sürüyor; ama bir atamayla talepler bitmiyor, atananlar bir de çoklu maaş yani çoklu atama peşine düşüyor. Bazıları da ballı gelirlerini çoğaltmak için vatandaşı dolandıran fonlara teveccüh ediyor! Ama asıl büyük kaynaklar elbette talancı finansal sermaye üzerinden akıyor.
Şimdi de yüz binlerce fon yatırımcısından küçük bir azınlığa büyük servet transferlerinin yapıldığı tarihi bir fon dolandırıcılığının üzeri nasıl örtülür, nasıl üzerine gidiliyormuş gibi yapılıp aslında “oldu-bittiye” getirilir, sorumlu siyasiler ve bürokratlar nasıl dokunulmaz kılınır hesapları yapılmakta. Bunun için, dolandırıcılar ve bunlara göz yuman kamu yetkilileri yerine bu konuları haber yapan gazetecilerin........
