menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emperyalizme teslim olmanın maliyeti

34 0
07.09.2026

Akepe ve arkasındaki sermaye düzeni emperyalizmin dümen suyunda ilerliyor. Denebilir ki, bu hep böyleydi. Akepe öncesinde de, Türkiye bir NATO ülkesiydi ve sermayenin gayet sınıfsal ve anlaşılabilir tercihi doğrultusunda kapitalist düzeninin amiral gemisinin arkasından gidiyordu. İki kutuplu dünyada bunun anlamı ödünsüz bir anti-komünizm ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne karşı konumlanmaktır. Ancak hayat ve jeopolitik o kadar basit değildir.

Cumhuriyetin kurucu kadroları ve özellikle de o kadronun lideri Mustafa Kemal, tarihi bilincini, salt kitaplarla değil deneyimle edinmiş bir kuşağa mensuptur. Cumhuriyetin kurucu aklı, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesine gömülmesini hazırlayan olay ve süreçleri sahip olduğu kurmay eğitiminin süzgecinden geçirmiş ve yolunu öyle çizmiştir.

O aklın emrettiği iki temel tercih vardır. Birincisi Ortadoğu’dan Arap coğrafyasından uzak durmak, ikincisi kuzey komşu ile doğrudan çatışmaya girmemektir. Bu ikili tercihin dayandığı temel ilke ise emperyalizmle ilişkilerde her zaman bir kol mesafesi bırakmaktır. Unutulmamalıdır ki, o dönemde Britanya İmparatorluğu ve Fransa ile cisimleşen emperyalizm hem Türkiye’nin güney komşusudur hem de kuzeydeki Ekim devrimini boğmak için elindeki tüm olanakları seferber etmektedir.

Şunu da hatırda tutalım yine, Mustafa Kemal sonrasında o iki temel tercihten birindeki gevşeme nettir. İngiltere-Fransa ekseninin yerini alan ABD önderliğindeki emperyalizme faydalı olma dürtüsü hızla ağır basmaya başlamıştır. Ancak kuzey istikametinde hep ihtiyat ağır basmıştır. Uzun uzun anlatmaya gerek yok ama Türkiye daha Menderes döneminde güney komşularındaki gelişmelere burnunu sokmaktan geri durmamıştır. Buna karşılık SSCB ile iktisadi ve siyasi ilişkiler belirli bir seviyenin altına hiç düşmemiştir.

Bu arka plan açıklamasından sonra esasen emperyalizmin bölge planları doğrultusunda adım adım iktidara taşınan Akepe’nin de uzun süre, SSCB’nin yerini alan Rusya ile ilişkilerde, yıkmak istediği Cumhuriyetin mirası doğrultusunda hareket ettiğini teslim etmek gerekir. Doğal olarak iktidarın ilk yıllarındaki uluslararası konjonktürün bugünden farklı olduğunu, daha açık söylemek gerekirse emperyalizm ile Rusya arasındaki ilişkinin bugünkü ölçüde keskin bir sürtüşme barındırmadığını da not etmek gerekiyor. Yani mesele niyetten çok, imkân ve kabiliyetlerle ilgilidir.

Akepe rejiminin, muhalefet olmadığı artık iyice netleşen burjuva muhalefetinin üstün katkısıyla kazandığı 2023 seçimlerinin ardından durum değişmiştir. Devletleşen ve Cumhuriyeti yıkan Akepe ile sermaye düzeninin artık daha net bir tercihin gerektiği bir dünya karşısında olduğu açıktır. Türkiye sermayesi hem yapısal hem de konjonktürel olarak yeni maceralara hazırdır.

Türkiye’nin NATO’nun Rusya’ya karşı sürdürdüğü savaşta değişen konumu böyle açıklanabilir. Enayi silkeleme kabilinden ortaya atılan ve alıcısı hiç de az olmayan arızî anti-emperyalist retoriğin yerini ABD’nin “en iyi dostu ve müttefiki” -ki buradaki “dost ve müttefik” kalıbı hizmetkâr anlamında kullanılmaktadır- söyleminin alması da rastlantı değildir. Düzenin Dışişleri sorumlusu ABD’nin bölgedeki yükünü hafifletmekten veya NATO’yu tamamlayan ittifaklar kurmaktan söz ederken herhangi bir rahatsızlık duymamaktadır.

Belirli kesimlerde bu tercihin isabetinin “kazanan tarafın yanında olmanın nesi kötü?” denilerek savunulduğu da görülüyor. Bu mantığa göre, emperyalizm kazanırsa Türkiye de kazanacaktır. Bu görüşün dayandığı temel, kendimi bildim bileli sakız gibi çiğnenen........

© soL