menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin’in batısı Türkiye’nin doğusu

25 0
31.07.2026

Bir süre önce resmi bir davetle Çin’e bağlı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni ziyaret ettim. Çin hükümetinin, Türkiye’deki Türkçülerin ve Türk-İslamcıların “Doğu Türkistan” olarak adlandırdığı bu bölgede yaşayan Uygurlara sistematik ayrımcılık uyguladığı iddiası, uzun yıllardır kamuoyunu meşgul ediyor.

Türkiye’de faal olan “Doğu Türkistan” örgütlenmesinin eskiye dayanan bir tarihi var: Bu grup, Soğuk Savaş yıllarında ABD ile doğrudan bağlantılı olarak çalışan anti-komünist bir şebeke şeklinde örgütlendi. Başında CIA için çalışan Özbek kökenli Ruzi Nazar ve çevresinin bulunduğu grup, ABD nezdinde “Doğu Türkistan mücadelesi”nin destek bulması için çalışmış; ABD’nin de desteğiyle Türkiye’yi bu başlıkta bir propaganda ve insan geçişi rotası haline getirmeyi amaçlayan bir dizi faaliyet yürütmüştü. Bugün hâlâ aynı şebekenin kalıntıları varlıklarını sürdürüyor.

ABD ile bağlantılarını ilk aşamada Ruzi Nazar’ın kurduğu bu grup, Batılı radyo istasyonlarının o sırada Sovyetler Birliği’nin ve Çin’in parçası olan Orta Asya Türklerine yönelik anti-komünist yayıncılığına da içerik üretiyordu. Aynı grup, dünyada 1950’lerden itibaren yaygınlaştırılmaya çalışılan “esir milletler” retoriğini Türkiye gibi ülkelerde de yaymak için çalışıyordu. “Esir milletler”, İkinci Dünya Savaşı sonrası Batılı emperyalist ülkelerin egemenliğine karşı yükselen anti-sömürgeci siyasetin yarattığı etkiyi anti-komünizm lehine sömürmek amacıyla geliştirilmiş bir ifadeydi. Böylece özellikle Sovyetler Birliği’nin parçası olan Orta Asya topraklarına sömürge statüsü verilmesi için uluslararası alanda propaganda yapılıyordu.

Türkiye’deki şebekenin kurduğu bağlantılar sayesinde Orta Asya’dan çıkan anti-komünist milliyetçi isimler, Batı ile -özellikle de ABD ile- temasa geçebiliyordu. ABD’ye mülteci olarak kabul edilen bu kişiler, orada “Doğu Türkistan” lehine lobi faaliyetleri yürütüyorlardı.

Yıllar önce tesadüf eseri, Washington DC’de araştırmacı olarak bulunduğum sırada bu grupla karşılaşmış; ABD’nin istihbarat ve güvenlik bürokrasisiyle bu kadar içli dışlı olup bu ilişkiye dair hiçbir rezerv taşımadan milliyetçilik edebiyatı yapılmasına şaşırmıştım. Bugünden baktığımda, bir tür “Pehlevileşme” sürecinin oradaki grup için de geçerli olduğunu görüyorum: Siyasi mülteci olarak ABD tarafından kabul edilen ve daha sonra ABD’nin kanatları altında faaliyet gösteren isimler ile onların aile bireylerinden oluşan bir yapı... Ancak Batılı ülkelerdeki kalabalık diaspora nüfusuna yönelik propaganda yapan İran monarşisinden farklı olarak, “Doğu Türkistan” grubunun Batı ülkelerinde örgütleyebileceği kalabalık bir Uygur diasporası da bulunmuyor. Dolayısıyla Uygur halkıyla organik bağlarını yitirmiş, ABD’nin verdiği destek olmasa ayakta kalamayacak bir gruptan bahsediyoruz.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Doğu Türkistan hareketi, hızla radikal İslamcı bir çizgiye kaydı ve küresel cihadın bir kolu haline geldi.

Küresel cihat hareketinin, Soğuk Savaş’ın ardından........

© soL