menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Suriye’ye umutla bakmak

10 5
11.02.2026

Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayan halk hareketinin, 8 Aralık 2024 sabahı silahlı muhalif güçlerin coşkulu halk kitleleri eşliğinde Şam’ın kontrolünü ele geçirmesi, Ortadoğu tarihine geçen önemli bir olaydı. Yaşananlar yalnızca bir rejim değişikliği değil, aynı zamanda bölge halklarının hafızasında derin izler bırakan uzun bir sürecinin son halkasıydı. Devrimle birlikte Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarı sona erdi ancak ülke, yeni ve belirsizliklerle dolu bir döneme adım attı.

Suriye’deki dönüşüm, yalnızca bu ülkeye özgü bir iç dinamiğin sonucu olarak okunmamalı. Zira Ortadoğu’nun siyasal haritası, kökenleri 16 Mayıs 1916 tarihli Sykes–Picot Anlaşması’na dayanan sınırların fiilen işlevsiz hale gelmesiyle birlikte, özellikle 2000’li yıllardan itibaren yeniden şekillenmeye başlamıştır. Irak’ta Saddam Hüseyin’in 2006’nın son günlerinde idam edilmesi, Libya’da Muammer Kaddafi’nin 2011’de linç edilerek öldürülmesi, Mısır’da 2013’te Muhammed Mursi’ye karşı gerçekleştirilen askerî darbe, Yemen iç savaşı, Lübnan’da 2024’te Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi, Tunus’ta Raşid Gannuşi’nin cezaevine girmesi, Gazze’nin işgali ve İran’a yönelik saldırılar, ABD, İngiltere, Fransa, İsrail ve son aşamada Rusya’nın da dahil olduğu çok aktörlü bir müdahale düzeninin Ortadoğu’yu kaotik bir dönüşüme sürüklediğini göstermektedir.

Suriye’de kurulan yeni yönetimin uluslararası konjonktür açısından görece avantajlı bir başlangıç yaptığı söylenebilir. İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Avrupa Birliği, ABD, ve İngiltere ile Esed rejimin garantörü konumundaki Rusya’nın yeni Şam yönetimine “şans tanıması”, geçiş sürecinde Ahmed eş Şara yönetimine önemli bir diplomatik alan açmaktadır. Ancak bu destek, ülke için istikrarın otomatik olarak geleceği anlamına da gelmemektedir. Yeni yönetim ikinci yılına girerken, hem dış baskılar hem de iç sosyo-ekonomik sorunlar karşısında mevcut kapasitesiyle sorunlara yönelik etkin çözüm üretmekte ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Suriye’nin kısa ve orta vadeli istikrarı, büyük ölçüde ulusal iç dinamiklerden ziyade bölgesel ve küresel güç dengeleri ile vekâlet politikalarının seyrine bağlı görünmektedir. Son 20 yılda İran ve Rusya’nın Suriye üzerindeki tartışmasız etkisi varken ülkede bugün ise Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye öne çıkan güvenilir müttefikler olarak görülmektedir. Önümüzdeki dönemde bu üç ülkenin Suriye’deki ağırlığının artması muhtemeldir. Türkiye, Suriye halkının yaşadığı sıkıntılar karşısında büyük bedeller ödemiş bir ülke olarak, Suriye toplumunda ciddi bir güven ve sempati biriktirmiştir.

Demografik yapı, ülkenin kırılganlığını artırmaktadır. Nüfusun yaklaşık ’ını Araplar oluştururken, Kürtler, Türkmenler, Ermeniler ve diğer etnik gruplar geri kalan kısmı teşkil etmektedir. Dini dağılım ise t Sünni,  Alevi,  Hristiyan ve %3 Dürzi şeklindedir. Bu çok dinli ve çok........

© Serbestiyet