Bebeğin hayatı, annenin ruh hali…
ABD’deki gebelik sonrasında psikotik bir duygudurum bozukluğu geçiren ve çocuklarını öldürmekle suçlanan (ancak bir karara bağlanamayan) anne Clancy davası bebek bekleyen aileleri, depresif hisseden anneleri kaygılandırdı. Herkesin içine bir kurt düşürdü. Bu yazıda kısaca gebelik ve doğum çevresinde ortaya çıkan ruhsal değişikliklere ve bebeğin genel gelişimine etkilerinden bahsederek başlayacağım.
Öncelikle telaşı azaltalım: Anne Clancy’de olduğu öne sürülen psikotik duygudurum bozukluğunun her 1000 doğumdan bir ya da ikisini aşmayan oranda (binde bir) ortaya çıktığını belirteyim. Bu binde bir görülen psikotik duygu durum bozukluğu tedavi edilmediğinde, binde birinin yüzde 1- dördünde kendine veya başkasına zarar verici davranış ortaya çıkıyor (yüz binde 4). Üstelik bu nadir durum, işaretleri görülebilen, yakından takip edilerek hele ruh sağlığı farkındalığı yüksek kişilerde ve ailelerde hızlıca saptanıp kontrol altına alınabilen bir durum. Zaten, yazının sonunda söylenecek olanı baştan söylersem, gebelik ve doğum sonrası döneminde annenin ruh sağlığı sürecin önemli bir parçası olarak görülüp ele alındığında, bebeğin ve annenin ruh sağlığı ile ilgili herhangi bir durumdan kalıcı zarar görme olasılığı yoka yakın çok küçük düzeye çekilebiliyor. Sadece doğum sonrasını değil gebeliği de işin içine kattığıma dikkat etmiş olabilirsiniz. Ruhsal değişimler, olumlu ya da olumsuz, gebeliğin getirdiği hormonal, nörobiyolojik ve sosyal değişikliklerle yakından ilişkili. Ruh sağlığında gebelik öncesinde yaşanmış olabilecek sorunların farkındalığı bu değişimlerin aşırılaşmasını sınırlayabilir, yine de ruh sağlığı o dönemde bozulduğunda vakit kaybetmeksizin bir reaksiyon verilebilir. Nitekim perinatal (doğumun öncesini, kendisini ve sonrasındaki ayları kapsayan, çevreleyen zaman dilimindeki) ruh sağlığı kavramı hem anneyi hem de bebeğin ruh sağlığını ve geleceğe dönük gelişimini güvence altına almayı içeriyor.
Anne-babalığın ‘doğal’ duyguları
Anne-babalığın egemen, kolayca ortaya çıkan duyguları nelerdir diye bana her sorulduğunda, kaygı, üzüntü, ve kolayca suçluluk hissine kapılma, derim. Kaygı ve üzüntü tek başına anormal değildir; hafif düzeyde kaldığında birçok durumda bizi harekete geçirebilir. Suçluluk da anormal bir duygu değildir; ancak, yersizliği ve aşırılığı ile kolayca toksik nitelik kazanabilir. Depresyon mekaniğinde suçluluğun rolü belirgindir. Diğer yandan anne-babaların genellikle kendilerini, bazen birbirilerini suçladıklarını, geçmişe dönük olarak çocukları için kaçırdıklarını düşündükleri fırsatlar, yapmadıkları ya da yapamadıkları görev sayılan işler ve başka türlü atabilecekleri adımlar hakkında pişmanlık duygusu ile karışık bir suçluluğun anne-babalık pratiğinin ayrılmaz parçası olduğunu görüyoruz. Hatta sistemi, okulları, başka aileleri, kendilerini yetiştiren anne-babalarını, danışmanlarını, doktorlarını (haklı ya da haksız) suçlamanın bu suçluluk yükünü hafifleten etkisi olması ile bir yerde annelerin, kısmen de babaların, suçluluk duygusunun altında kalmalarını, depresifleşmelerinin önüne geçilebildiğini söyleyebiliriz.
Her durumda, suçluluğu da içeren bu duyguların yoğunluğu arttığında, ABD verilerinde olduğu gibi bu duyguları anksiyete ve depresyon düzeyinde yaşayan annelerin oranı doğum sonrasında neredeyse yüzde 20’ye vardığında, annenin ruh sağlığının ele alınması, desteklenmesi ve problem saptandığında nasıl yardım edileceğinin belirlenmesi önem kazanır. Bu noktada depresyon ile ‘maternal blues’ gibi gelip geçici ve hayata etkisi daha sınırlı olan duygusal değişiklikleri ayırt etmek gerekir. ‘Maternal blues’ doğum sonrasında yüzde 50’yi aşan düzeyde ortaya çıkabilir.
Bebeklerin sağkalımı ile annenin depresyonu
Ruh sağlığı ile ilgili konuların kozmetik sayılmaya devam ettiğini, diğer yandan özellikle yaşamın gereklerinin önüne geçen ciddi ruhsal zorlanmaların dışlanma ve damgalanma gibi sonuçları olduğunu düşününce ruh sağlığının nasıl ele alınacağı, problemler saptandığında hangi destek ve müdahalelerin nasıl sunulacağı birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sorun. Oysa annenin gebelik ve doğum sonrası dönemdeki ruh sağlığını yeterince........
