Hastanın halini ne bilir sağlar?
Babam yoğun bakımdan çıkalı iki gün olmuştu. Canı çok sıkkındı. Hayatı boyunca bize nasihat ederken “tuzsuz helva gibi sallanma, dik yürü” ya da “dost var düşman var” gibi cümleler kurardı.
Şimdiyse kendisi yürümek bir yana, ayağa kalkmakta zorlanıyordu.
Biraz cesaretlendirip motive etmek istedim.
“Hadi Koca Kartal, dost var düşman var, bırakma kendini” dedim.
Biraz zorladı kendini ama olmadı. Takati yetmedi.
“Tamam zorlamayalım” deyince kendini arkaya bıraktı. Gözlerime baktı.
“Sabri’yi çal da dinleyelim o zaman” dedi.
Kastettiğinin Aşık Sabri Şimşekoğlu olduğunu biliyordum. En sevdiği deyişi ise Koca Kartal’dı.
Telefonumdan çaldım.
“Ay Koca Kartal, ne gezersin dağlar koynunda
Ala gözlü balası var, ağlar koynunda koynunda..”
Mikail Azaplı’nın bu muhteşem dizeleri döküldükçe gözleri sulandı ve şöyle dedi:
“Sabri Şimşekoğlu’nu bizzat dinlemişim. Çıldır’da gittiğimiz kulüpte gece boyunca hem çalıp söyledik hem içip muhabbet ettik.”
***
Babam konuşurken Kars’taki bir Aşık Kahvesi gözümde canlandı.
Dışarıda lapa lapa kar yağıyor.
Öyle amansız bir soğuk, öyle derin bir sessizlik var ki kar tanesi havada donacak, yere düştüğünde büyük bir gürültü çıkaracak gibi ürküyor insan...
Şehirde zamanın hiç acelesi yok. Sanki yelkovanın da kıpırdamaya mecali yok.
İnsanlar, maviye boyanmış masif ahşaptan kapıları ve kepenkleri olan o tek katlı taş binaya girip çıkıyor.
Camlarının içi öyle buğulanmış ki içerideki kalabalık da kıraathane yazısı da silüetten ibaret.
Kapısı gıcırdayarak aralandı mekânın.
Mekân dediysem, öylesine fiziki bir tasvir değil bu.
İçeride iğne atsan yere düşmez.
Bir söz........
