Fenerbahçe motora hararet yaptırıyor!
Aslında Fenerbahçe'nin içine düştüğü ruh halini en iyi, maç bitiminde Oosterwolde’nin ağzından dökülen o cümle anlattı: “3 yıldır buradayım ama 10 yıl gibi hissediyorum.”
Oosterwolde'nin bu açıklaması, taktiği, tabelayı, puan durumunu aştı. Burada mesele oyun değil, yorgunluk, birikmişlik, omuzlara çöken ağırlık. Fenerbahçe’nin son haftalardaki hali de tam olarak bu. Yorulan ayaklardan önce, yorulan bir zihin.
Kasımpaşa ve Antalyaspor beraberliklerinden sonra Samsunspor maçı, bir reaksiyon gecesi olmalıydı. En azından beklenti buydu. Fakat ilk düdükle birlikte sahaya yayılan görüntü, tribüne umut değil, endişe verdi.
Daha ilk düdükle, “Bu akşam yine kolay geçmeyecek” hissi çöktü Kadıköy’ün üstüne. Öyle de oldu. Fenerbahçe, kendi seyircisinin önünde maça hükmeden takım gibi değil, başına ne geleceğini bekleyen takım gibi başladı.
Skriniar’ın yokluğundan beri ayarını kaybeden savunma, Marius Mouandilmadji’nin kafa golünü adeta locadan seyretti. İhmal, dağınıklık, tedbirsizlik hepsi aynı karedeydi.
Guendouzi’nin golü ve direkte patlayan top, kısa bir süre için "Acaba?" dedirtti. Fakat Fenerbahçe o kısa kıvılcımı aleve çevirecek ne iradeyi ortaya koyabildi ne de oyunu toparlayabildi.
Takım savunmasının baştan sona dağıldığı, herkesin birbirine baktığı bir pozisyonda Mouandilmadji bir kez daha sahneye çıktı. Dakika 23’tü. Skor 2-1’di. Ama asıl geriye düşen, tabeladan çok oyunun kendisiydi.
Fenerbahçe, 89’da gelen beraberlik golüne kadar iflas bayrağını çekmiş bir takım görüntüsündeydi. Tribünde oturan da bunu gördü, kulübede duran da, sahada koşan da. Herkesin zihninde aynı cümle; 'Bu isteksizlikle, bu dağınıklıkla, bu kırılganlıkla şampiyonluk nasıl gelecek?'
Sonra futbolun o tuhaf tarafı........
