menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Filenin Sultanları, Cumhuriyet’in Kadınları ve 9 Eylül

8 0
10.09.2026

​​​​​​​İnsan topluluklarının en eski ihtiyaçlarından biri yalnızca birlikte yaşamak değil, birlikte hissedebilmektir. Aynı şeye üzülmek, aynı şeyden korkmak, aynı anda umutlanmak ve birlikte sevinmek.

Sporun insan üzerindeki tuhaf gücü biraz burada başlar. Sonuçta sahada olup biten şey, kuralları önceden belirlenmiş bir oyundur. Bir top çizginin birkaç santimetre içine düşer ya da dışına çıkar. Bir düdük çalar, tabeladaki rakam değişir. Hayatın büyük meseleleri açısından bakıldığında bunların böylesine büyük bir anlam taşımaması gerekir ama taşır.

Çünkü insan yalnızca aklıyla yaşayan bir varlık değildir. Ait olmak, ortak bir heyecanın içinde erimek, kendisinden daha büyük bir hikayenin parçası olduğunu hissetmek ister. Toplum dediğimiz şey de yalnızca yasalarla, kurumlarla ve sınırlarla kurulmaz; ortak duygularla, ortak hafızayla, birlikte yaşanan anlarla ayakta kalır.

Spor bu yüzden bazen bir milletin kendisini en berrak biçimde gördüğü aynalardan birine dönüşür. Birbirini hiç tanımayan insanlar aynı anda ayağa kalkar, aynı anda susar, aynı anda sevinir. Gündelik hayatın bütün ayrılıkları birkaç dakikalığına geri çekilir ve elimizde çok eski, çok insani bir duygu kalır: Biz.

Belki de sporun gerçek anlamı kupalarda, madalyalarda ya da skor tabelalarında değil; insanlara hala ortak bir duygunun mümkün olduğunu hatırlatabilmesindedir.

Bu yüzden Filenin Sultanları bize yıllardır sadece nasıl kazanıldığını değil, birlikte nasıl var olunabileceğini de gösteriyor.

Sahada birbirinden çok farklı karakterler, farklı hikayeler, farklı güçler var. Biri hücumuyla öne çıkıyor, biri savunmasıyla, biri oyunu sakinleştiriyor, diğeri en kritik anda sorumluluk alıyor. Hiçbiri tek başına takımın kendisi değil. Yıldız olmak, diğerlerinin önüne geçmek anlamına gelmiyor; tam tersine, herkes kendi gücünü ortak bir yapının içine yerleştirdiğinde anlam kazanıyor. Bir sayı kaybediliyor, kimse ötekine dönüp suçlu aramıyor. Bir oyuncu düşüyor, diğeri elini uzatıyor. Oyun bozuluyor, yeniden kuruluyor. Baskı arttıkça bireysel panik değil, ortak refleks devreye giriyor.

Bir toplumun gündelik hayatında eksikliğini hissettiği şeyleri, bazen bir takımın içinde kusursuza yakın biçimde görünce o takımla arasında başka türlü bir bağ kuruyor…

Bir başkasının başarısından rahatsız olmadan sevinebilmek.

Farklılıkların ortak bir amaç etrafında çatışmadan yan yana durabilmesi.

Düştüğünde kaldırılacağını bilmek.

Emeğin sonunda bir karşılığı olduğuna inanmak.

Belki de Filenin Sultanları’nı izlerken yalnızca onların nasıl bir takım olduğunu görmüyoruz. Biraz da nasıl bir toplum olmak istediğimizi görüyoruz!

Bu yüzden şampiyonluk anında ortaya çıkan duygu yalnız gurur değil, içinde özlem de var…

Ayrıca o kupayı kaldıranlar kadınlardı.

Bu coğrafyada bir kadının güçlü, görünür, bağımsız, kendinden emin biçimde milyonların karşısında durması; bedeniyle, emeğiyle ve yeteneğiyle dünyanın en iyileri arasında yer alması, tarih boyunca kendiliğinden açılmış bir yolun sonunda gerçekleşmedi. Tam tersine. O görüntünün arkasında çok daha uzun, çok........

© Muhalif