Şiddetin normalleştiği bir toplumda sıradaki kim?
Şiddet, yalnızca bir insanın diğerine el kaldırdığı anda başlamaz. Bazen bir hakaretle, bazen bir tehditle, bazen de yaşananları görüp hiçbir şey olmamış gibi davranmakla büyür.
Her gün yeni bir şiddet haberine tanıklık ediyoruz. Bir okulda yaşanan saldırı, sokakta büyüyen bir tartışma, aile içinde yaşanan bir trajedi ya da bir insanın yalnızca farklı düşündüğü için hedef hâline getirilmesi… Haberleri okuyor, üzülüyor, tepki gösteriyor ve bir süre sonra gündelik hayatımıza dönüyoruz. Ertesi gün benzer bir olay yaşandığında ise aynı şaşkınlığı yeniden duyuyoruz.
Peki, bizi asıl düşündürmesi gereken yalnızca şiddetin varlığı mı, yoksa ona giderek alışıyor olmamız mı?
Bir toplumda şiddetin normalleşmesi, insanların şiddeti bütünüyle kabul etmesiyle başlamaz. Bazen öfkeyi haklı görmekle, aşağılamayı mizah saymakla, tehdidi güç göstergesi olarak değerlendirmekle başlar. Bir başkasını küçük düşürmek sıradanlaştığında, hakaret etkisini kaybettiğinde ve saldırganlık cesaretle karıştırıldığında şiddetin sınırları yavaş yavaş genişler.
Üstelik şiddet her zaman fiziksel izler bırakmaz. Sürekli tehdit edilmek, aşağılanmak, korkutulmak ya da değersiz hissettirilmek de insanın psikolojik dünyasında derin yaralar açabilir. Çocukların yanında yaşanan öfkeli tartışmalar, aile içinde kurulan baskıcı ilişkiler........
