Dünyayı Delilere Terk Etmek
Savaşla yatıp savaşla kalkıyoruz. İçimiz dışımız, sağımız solumuz, her tarafımız ateş altında. Sağlıklı ruh haline özgü ne varsa hepsi uçup gitti. Güzel duygular, tatlı hayaller bir başka bahara, belki de sonsuza kadar erteleniyor. Bir bahar daha ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Kaşla göz arasında bir baharımızı daha çaldılar. Ne dallarda patlamaya hazır tomurcuklar, ne yol kenarında yeşeren otlar ne de ha açtı ha açacak çiçekler gözeneklerimizden içeri girip kanımıza tazelik vermiyor. Hepimiz, herkes, bulunduğu yerde, bulunduğu yere çakılmışçasına boş gözlerle etrafına bakıyor, savaşın üzerine yaydığı metallerden iç dünyasını uzaklaştırmaya çalışıyor. O bombalar sadece İran’ın üzerine düşmüyor. Dünyanın dört bir tarafında, yüreğinde az bir vicdan taşıyan herkesin üzerine yağıyor. Yüreğinde az bir umut olan herkesin üzerinde patlıyor. Amerika ve İsrail sadece İran topraklarını, petrollerini, gazını çalmıyor, insanım diyen herkesin duygularından bir parçayı aşırıyor, bir daha geri vermemek üzere zamanın karanlık noktalarına püskürtüyor. Böylece yoksullaşıyoruz. Böylece kalbimiz sertleşiyor, dimağımız daralıyor, ufkumuz küçülüyor. İnsanlık ağacının dalları böylece kırılıyor, gövdesini kurtlar kemiriyor, çiçeklerini filizkıran fırtınaları dağıtıyor ve biz öylece, bulunduğumuz yerde, elinden hiçbir şey gelmeyen zavallı çaresizler olarak camdan dışarı, boş gözlerle bakıp duruyoruz.
Evvelsi gündü, bu yazıyı yazmadan hemen önce böylesi duygularla balkona geçtim. Akşama doğruydu, bulutlar kararmıştı, hafiften çiseleyen, arada bir yelin cama yapıştırdığı yağmur tanelerini seyrederek bir müddet doğanın sesini dinlemeye çalıştım. Dışarının içeriye getirdiği neredeyse hiçbir şey, hiçbir duygu yok. İşte, öylesine bir mart sonu diye düşündüm. İşte, öylesine bir Dikmen Vadisi, öylesine soluk bulutlar, öylesine günü geceye........
