menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir neslin hafızasında büyüyen devlet meselesi

8 0
saturday

Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda yeniden yükselen sesler, yedi yıl önce bastırıldığı düşünülen bir toplumsal hareketin Irak'ın siyasi hafızasında yaşamaya devam ettiğini gösteriyor. 2019'un acılarına çocuk yaşta tanıklık eden kuşak, bugün devletin meşruiyetini, egemenliğini ve adalet anlayışını sorguluyor.

Bir milletin tarihinde bazı hadiseler, yaşandıkları dönemin siyasi şartlarını aşarak gelecek kuşakların düşünce dünyasına yerleşir. İktidarlar değişse de toplumsal adalet arayışı kolayca silinmez. Irak’ın 2019 yılında yaşadığı ve Tişrin adıyla anılan protestolar bu tarihsel sürekliliğin örneklerindendir. Yedi yıl sonra Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda yeniden toplanan insanlar, geçmişte kapanmamış bir hesabın hâlâ devletin önünde durduğunu hatırlatmaktadır. 25 Ekim’de Bağdat’ta ve başka Irak şehirlerinde düzenlendiği bildirilen anma gösterileri, yalnızca kaybedilenlerin hatırasını yaşatmakla sınırlı değildi. Göstericiler, 2019’da öldürülenlerin sorumlularının belirlenmesini, silahlı grupların devlet otoritesine tabi olmasını ve ülkenin dış müdahalelerden uzak bir siyasi düzene kavuşmasını istedi. Meydanlarda İran’ın nüfuzuna yönelik sert sloganlar da duyuldu. Bu sloganlar bütün Irak toplumuna mal edilemez.

TİŞRİN: BİR PROTESTODAN DEVLETİN MEŞRUİYET MESELESİNE

Tişrin hareketi işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmetlerindeki aksaklıklara tepkiyle başlamıştı. Ancak kısa sürede daha esaslı bir soruya dönüştü: Petrol zengini, köklü bir medeniyetin mirasçısı olan Irak, vatandaşlarına neden güvenli ve onurlu bir hayat sunamıyordu? Cevap yalnızca bütçede aranamaz. Devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisi, yıllarca süren savaşların, mezhep çatışmalarının, terör saldırılarının ve dış müdahalelerin yükü altında yıpranmıştı. Devlet yalnızca askerî ve idari güç değildir. Bir çocuğun okuluna güvenle gidebilmesi, bir gencin hakkıyla iş bulabilmesi, bir ailenin yargı karşısında eşit muamele göreceğini bilmesi de egemenliğin günlük hayattaki karşılığıdır. Kurumlar bu güveni sağlayamadığında seçimlerin yapılması tek başına siyasi meşruiyet sorununu çözmez. Irak’ta tartışılması gereken, yönetimin varlığından önce yönetimin hangi hukuk ve ahlak ilkelerine dayandığıdır. 2019 protestolarında yüzlerce insanın ölmesi, binlercesinin yaralanması ve göstericilere yönelik kaçırma ile şiddet iddiaları, BM raporlarına yansıdı. Sorumluların belirlenmesi meselesi bu yüzden sıradan bir parti çekişmesi sayılamaz. Bağımsız soruşturma, tanıkların korunması ve delillerin titizlikle değerlendirilmesi, hem mağdurların hakkı hem de devletin itibarı açısından zorunludur. Adaletin gecikmesi, suçun işlendiği tarihle sınırlı kalmayan yeni bir güvensizlik doğurur.

ÇOCUKLUK HAFIZASINDAN SİYASİ ŞUURA UZANAN NESİL

Bugünkü gösterilerin dikkat çekici boyutu, 2019’da henüz çocuk olanların artık kamusal meselelerde söz söyleyecek yaşa ulaşmasıdır. O dönemde ailelerinin kaygılarına, televizyon ekranlarındaki görüntülere ve sokaklardaki çatışmalara tanıklık eden gençlerin bir bölümü, siyasi kimliğini bu hatıraların etkisiyle oluşturuyor. Onlar için Tahrir Meydanı yalnızca coğrafi bir yer değil, devletle vatandaş arasındaki ilişkinin sorgulandığı sembolik bir alandır. Yine de bir kuşağın tamamını aynı siyasi düşüncenin temsilcisi saymak yanlış olur. Irak gençliği farklı mezheplerden, etnik topluluklardan ve toplumsal çevrelerden geliyor. Geçmişin acıları ortak olsa bile geleceğe dair tercihler........

© Milat