Bayramlar ve yitirilen değerler
Bayramlar… Nerede olursak olalım, nasıl bir hayatın içinde bulunursak bulunalım zamanı kısa süreliğine durduran günlerdi. Yüzlerde tebessüm, evlerde telaş, yüreklerde çocukça bir heyecan olurdu. En zor dönemlerde bile ocaklar tüter, en eski elbiseler bile özenle temizlenir, insanlar birbirine güzel görünmeye çalışırdı. Çünkü bayramlar sadece bir takvim günü değil, insanın insana sığındığı bir kaleydi.
Peki, şimdi ne oldu da her köşe başından aynı bezgin, aynı omuz silkici bir feryat yükseliyor: "Nerede o eski bayramlar?"
Aslında bu sorunun cevabı, kaybolan mendillerde ya da eskiyen şekerlemelerde değil; aynada seyrettiğimiz kendi çehrelerimizde gizli.
Gerçekten ne değişti? Bayramlar mı eski tadını kaybetti, yoksa insanlık en temel değerlerini mi yitirdi?
Maalesef, modern hayat insanı giderek daha yalnız, daha içine kapanık ve daha bencil bir varlığa dönüştürdü. Sinsice bir konfor tutkusu fısıldadı: “Birey ol, tek başına daha mutlusun.”
Bu zehirli reçete şifa niyetine insanlığa yutturuldu. İnsanlardan kaçmak, kapıları kilitlemek, dünyayı bir ekranın arkasından izleyip gerçekle yüzleşmemek “huzur” zannedildi.
Çünkü insanlarla görüşmek, dert dinlemeyi, yük paylaşmayı ve sorumluluk almayı gerektiriyor. Modern insan ise tüm bunlardan kaçmayı tercih ediyor. Dinlemekten, anlamaktan ve sabretmekten........
