menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oportünizmin Dibini Sıyırmak – Melih Demirel Yazdı

23 101
16.02.2026

Nedir şu yere batası siyaset?

Milletin kaderini omuzlamak, iradeye ve kürsüye saygı duymak, kameraların önünde başka, kapalı kapılar ardında başka tavırlar ‘’takınmamak’’ demektir.

Ama  bir kesim için siyaset artık milletin derdiyle dertlenmek değil, fırsatın kokusunu alıp şekil değiştirme sanatı haline gelmiştir.

Ve biz geçtiğimiz hafta tam tersi tezahürleri  bir kez daha ibretle izledik:

Yani adeta:  Oportünizmin dibini sıyıran bir anlayışı…

Rotasını çoktan kaybetmiş mevcut CHP, yeni atanan Adalet ve İçişleri Bakanlarının Meclis kürsüsünde ettiği yemini sabote etmeye kalkıştı.

Bağırış, çağırış, kavga, gürültü, yumruk… Ortalık adeta savaş alanına döndü malumunuz…

Devletin ciddiyetini, milletin iradesini temsil eden kürsü adeta bir tiyatro sahnesine ve ringe döndü.

Kameralar önünde kavga büyüdü, itiş kakış yumruklaşmaya  dönüştü. Mahmut Tanal’ın tartaklanıp kan revan içinde kalması, yumrukların, hakaretlerin  havada uçuşması hem ziyadesiyle üzücü hem de utanç vericiydi.

Bu mudur demokrasi? Bunlar mı halkın umudu?

Ama asıl hayret  verici olan, sahnenin arka tarafında yaşananlardı.

Kürsüde sabote etmeye çalıştıkları bakanlarla, arka kapılarda el sıkışıp tebriklerini ilettiler.

Kameralar önünde düşman, koridorlarda ‘’ tebrikler efendim, hayırlı olsun!’’ …

Mikrofon önünde kahraman olma gayretine girişerek Mahmut abiyi dövdür, perde arkasında ‘’ çaylar, börekler, gırla muhabbet’’…

Oportünizmin dibini sıyırmak budur.

Milletin aklıyla alay etmektir bu.

Toplumun gözünün içine baka baka rol kesmektir.

Siyaseti bir ilke meselesi değil, bir menfaat meselesi haline  getirmektir.

Ve buradan açıkça söylüyorum:

Bu muhalefet anlayışına güvenerek atacağınız her adım, sizi ayazda bırakır.

Bunun örneklerini gördünüz. Hatırlayın geçen sene Saraçhane’yi, part-time mitingleri, ortada bırakılan gencecik çocukları ve onların sonra ki akıbetlerini!

Daha yenide  Meclis’te gördünüz. Yarın başka bir kriz anında yine göreceksiniz.

Çünkü içim kan ağlayarak haykırıyorum:  Bunların meselesi memleket değil.

Bunların meselesi yurttaş değil.

Bunların meselesi geçim değil.

Bunların meselesi koltuktur.

Bunların meselesi hesaplaşmadır.

Bunların meselesi kendi iç iktidar savaşlarıdır.

Biz daha kaç kez haykıracağız?

Bu ülkede emekli sefaletle mücadele ediyor.

Gençler umudunu valizlere koymuş gidiyor.

Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor.

Baba evladına harçlık veremiyor.

Ama bunların gündemi ne?

Kamera, kavga, şov, entrika…

Gelelim şu dokunulmazlık zırhlı efendilere…

Parlamento dediğiniz yer, milletin refahı için kanun yapılan yerdir.

Orası ring ve şov yeri değildir.

Orası bağırıp çağırarak nara atma  yeri değildir.

Orası sokak kabadayılığı yapılacak yer hiç değildir.

Biz bu insanları memleketi yönetsinler diye oraya  seçip gönderdik.

Vatandaşın derdine çare olsunlar diye gönderdik.

Ama koca koca adamlar kameralar önünde birbirini yumruklarsa…

Vatandaş sokakta ne yapsın?

Çocuk ne öğrensin? Genç neye inansın? Toplum hangi değere tutunsun?

Siyaset örnek olmak zorundadır.

Öte yandan Türkiye’nin çok önemli bir sürece girdiğini de görmek gerekiyor.

Adalet Bakanlığı görevine Akın Gürlek’in getirilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Çünkü Türkiye’nin en büyük yaralarından biri, hukuk devleti ilkesinin güçlenmesi ve temiz toplum düzeninin tesis edilmesidir.

Bu noktada  Prof. Dr. Duran Bülbül’ün şu demeci son derece dikkat çekicidir:

“Görünen o ki bu mücadele artık sadece hukuki değil, siyasi bir iradenin de temiz toplum ve temiz siyaset için ortaya konduğu bir süreçtir. Bu operasyon sadece belediyelerle sınırlı kalmamalı; tüm genel, özel ve yerel yönetim bütçeli kuruluşları kapsamalıdır. Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının eşgüdümüyle yeni bir aydınlanma dönemi başlamıştır.”

Ben de bu değerlendirmeye katılıyorum.

Türkiye bir temizlik sürecine girmiştir, bu mesele partiler üstü bir meseledir. Bu mesele siyaset üstü bir meseledir. Çünkü temiz siyaset, yalnızca bir partinin değil, milyonlarca yurttaşın  meselesidir. Kirli düzenin devam etmesi, hepimizin kaybetmesi demektir. Temiz toplum mücadelesi ise hepimizin kazanması demektir.

Kameraya oynayanlarla bu ülke düzelmez.

Arka kapı kulplarıyla  bu millet yol alamaz.

Yumrukla, şovla, tiyatroyla demokrasi inşa edilemez.

Millet artık kavga değil hizmet görmek istiyor.

Millet artık sahne değil samimiyet istiyor.

Millet artık oportünizm değil, dürüstlük istiyor.

Ve biz bir kez daha altını çiziyoruz:

Oportünizmin dibini sıyıran bu anlayış, bu millete umut olamaz.

Çünkü bu milletin ihtiyacı bağıranlar değil, çalışanlardır.

Bu milletin ihtiyacı rol yapanlar değil, sorumluluk alanlardır.

Siyaset, fırsatçılık yapanların değil; millet için bedel ödeyenlerin işidir.

Ayazda, ortada kalmamaları için dil döktüğümüz, ‘’Bu iktidarı artık istemiyoruz, bunlar gitsin kim gelirse gelsin’’ diyen dertli yurttaşlar içinde diyeceğim tek söz: ‘’Bu muhalefet orada durdukça, daha çok balkon konuşması izleriz! ‘’ Acı ama gerçek…


© Medya Siyaset