İran Bir Son Olmalı – Melih Demirel Yazdı
Son yaşanan hadiseler bir kez daha göstermiştir ki Ortadoğu coğrafyası, küresel güçlerin satranç tahtası olmaktan kurtulamadıkça kan ve gözyaşı dinmeyecektir. İran ile İsrail – ABD arasında tırmanan gerilimin ana nedeni; bölgenin geleceğini sapkın ideolojik bir zihniyetle emperyalizm canavarının kuklaları ile birlikte yayılım çabasıdır.
Daha önce ki yazılarımda ifade ettiğim gibi mesele ne sadece bir rejim meselesidir ne de yalnızca nükleer bir tartışma. Mesele, bölgenin haritasının yeniden çizilmek istenmesidir. İran’ın toprak bütünlüğü bu nedenle hayati önemdedir. İran’ın parçalanması; sadece bir ülkenin zayıflaması değil, tekrar olarak Irak’tan Suriye’ye, Kafkasya’dan Anadolu’ya kadar uzanan fay hatlarının harekete geçirilmesi demektir. Emperyalizm bir ülkeyi hedef aldığında, asıl hedef çoğu zaman o ülkenin kendisi değil, onun üzerinden dizayn edilecek daha büyük bir coğrafyadır. Bu en basit tabirle böyledir.
Açık konuşalım: Molla rejimini asla tasvip etmiyoruz. İran halkının kendi iç siyasi tercihlerinin, özgürlük taleplerinin, yönetimle yaşadığı sorunların ve yönetim hatalarının kendi içerisinde halledilmesi gerektiğinin ve gittiği yere kaos ile gözyaşından başka bir şey götürmeyen emperyal canavarın bu hususlarda asla müdahil olmamasının gerekliliğini savunuyoruz. Altını kalınca çizmekte fayda var; bir ülkenin iç meseleleri, dışarıdan bombalarla, ambargolarla ve vekâlet savaşlarıyla “çözülmez” . Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Afganistan’a demokrasi götürdüğünü söyleyenlerin, Irak’a özgürlük vaadiyle girdiğini iddia edenlerin, Suriye’de “insan hakları” nutukları atanların geride bıraktıkları enkaz ve yıkım ortadadır.
Bundan dolayı, ABD ve İsrail’in bir ülkeye barış ve demokrasi getireceğine inananların aklından şüphe ederim. Çünkü bu iki aktörün bölgedeki pratiği, söylemleriyle taban tabana zıttır. Demokrasi dedikleri şey, kendi çıkarlarına uygun yönetimlerin iktidarda kalmasından ibarettir. Barış dedikleri ise kendilerine biat eden bir coğrafyanın sessizliğidir. Direnen her yapı “tehdit”, itiraz eden her halk “radikal”, kendi kaderini tayin etmek isteyen her irade “istikrarsızlık unsuru” ilan edilir.
Bugün İran adeta gözü dönmüş bir kuşatma altında mücadele vermektedir. Ekonomik yaptırımlar, istihbarat operasyonları, içeride kaos üretme çabaları, doğrudan askeri tehditler ve son nokta olarak açık savaş… Tüm bunlar, klasik emperyalist stratejinin güncellenmiş versiyonudur. Önce şeytanlaştır, sonra yalnızlaştır, ardından parçala. Sonra da enkazın üzerine “özgürlük” tabelası as.
Oysa bölge halkları artık bu oyunu tanıyor. Irak paramparça edildi. Libya kabile savaşlarının içine itildi. Suriye’nin yıllardır durumu ve son hali malum… Afganistan yıllar sonra başladığı noktaya geri döndü. Bu ülkelerin her birinde ortak bir hikâye var: Müdahale, kaos, iç savaş ve bitmeyen istikrarsızlık. Bunca elim ve acı hadisenin üzerine hala Gaflet, dalalet ve hatta ihanet içerisinde; ABD ve İsrail’den medet umanlar, adeta kasabın bıçağını yalayan kurbanlıklardır!
İran’ın toprak bütünlüğü bu yüzden sadece İran’ın meselesi değildir. Bu, bölgenin domino taşlarından biridir. İran düşerse, sıranın kime geleceğini kimse garanti edemez. Coğrafyamızın kalbi zaten yıllardır sancılı atmaktadır. Yeni bir parçalanma dalgası, yalnızca sınırları değil, halkların ortak hafızasını da yaralayacaktır.
Elbette İran yönetimi eleştirilebilir, hatta sert biçimde eleştirilmelidir ve değiştirilebilir. Ancak emperyalist müdahale ile iç dönüşüm arasında derin bir fark vardır. Birincisi yıkım getirir, ikincisi ise halkın iradesiyle mümkün olur. Dışarıdan gelen tankın namlusu hiçbir zaman özgürlük doğrultmaz; yalnızca çıkar doğrultur.
Bugün yapılması gereken; mezhep, etnisite ve ideolojik ayrılıkları bir kenara bırakarak, bölgenin emperyalist kuşatmaya karşı ortak bir bilinç geliştirmesidir. Çünkü mesele bir rejim meselesi değil, varlık meselesidir. Mesele bir hükümet değil, coğrafyanın geleceğidir.
Emperyalist katiller için İran bir son olmalı ve Acem sathında bu canavar boğulmalıdır. Tüm dünyayı uzun yıllardır kendi sömürgeci menfaatleri doğrultusunda adeta kanlı bir satranca döndürenlerin cesareti, omuz omuza ve kararlı bir direnişle kırılmalıdır. Aksi halde bu canavarın azgın cesareti daha da katlanacaktır.
