menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kapitalizmin en büyük ürünü

10 0
previous day

Kapitalizm uzun yıllar boyunca üretim üzerinden anlatıldı. Fabrikalar kurdu, makineler geliştirdi, işçiler çalıştırdı, mallar üretti ve bunları piyasada sattı. Bu anlatı büyük ölçüde doğrudur; ancak eksiktir.

Çünkü kapitalizmin asıl başarısı yalnızca mal üretmek değildir. Belki bundan daha önemli olan, insanların neye inanacağını, neyi arzulayacağını ve geleceği nasıl hayal edeceğini de üretmeye başlamış olmasıdır. Bugün satın aldığımız şeylerin önemli bir bölümü yalnızca bir ürün değildir. Bir yaşam tarzı, bir statü, bir kimlik ve çoğu zaman gerçekleşeceğine inandığımız bir gelecek vaadidir. Kapitalizmin en büyük dönüşümü de tam burada gerçekleşmiştir. Sistem artık yalnızca tüketim nesneleri üretmiyor; umut üretiyor, o umudu paketliyor ve yeniden satıyor.

Bunu ilk bakışta fark etmek kolay değildir. Çünkü umut çoğu zaman olumlu bir duygu olarak görülür. İnsan geleceğe umutla bakar, daha iyi bir hayat kurmak ister, çocuklarının kendisinden daha iyi koşullarda yaşamasını hayal eder. Bunların hiçbiri sorun değildir. Sorun, umudun giderek piyasanın en değerli metalarından biri haline gelmesidir. Reklamların büyük bölümü artık bir ürünün teknik özelliklerini anlatmıyor. Daha mutlu olacağımızı, daha başarılı görüneceğimizi, daha özgür hissedeceğimizi ya da daha değerli biri olacağımızı vaat ediyor. Satılan şey telefon değildir; yeni bir hayat ihtimalidir. Satılan şey otomobil değildir; saygınlıktır. Satılan şey kahve değildir; ait olunacak bir dünyadır. Böylece umut, yavaş yavaş ekonomik değeri olan bir ürüne dönüşüyor.

Marx’ın “meta fetişizmi” kavramı bugün belki de hiç olmadığı kadar günceldir. Marx, insanların ürettikleri nesnelerle kurdukları ilişkinin zamanla tersine döndüğünü söyler. İnsanlar metaları üretir; fakat bir süre sonra metalar insanların hayatını belirlemeye başlar. Günümüz kapitalizmi bu süreci daha ileri bir noktaya taşıdı. Artık yalnızca nesneler değil, duygular da metalaşıyor. Başarı duygusu, mutluluk, özgüven, hatta umut bile piyasanın dolaşıma soktuğu değerler haline geliyor. Böylece tüketim yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıyor; insanın kendisini inşa etme biçimine dönüşüyor.

İşte bu noktada kişisel gelişim endüstrisinin olağanüstü büyümesi tesadüf değildir. Son otuz yılda milyonlarca insan aynı cümleleri tekrar tekrar duydu: Yeterince çalışırsan başarırsın. Kendine inanırsan önünde hiçbir engel kalmaz. Hayat tamamen senin seçimlerinden ibarettir. İlk bakışta motive edici görünen bu söylem, dikkatle incelendiğinde önemli bir ideolojik işlev üstlenmektedir. Çünkü başarısızlığın nedenlerini toplumsal yapılarda değil, bireyin eksikliklerinde aramaya başlar. İşsiz kaldığında sistem sorgulanmaz; yeterince çabalamadığın söylenir. Yoksullaştığında ücret politikaları tartışılmaz; risk almadığın anlatılır. Böylece yapısal eşitsizlikler görünmez hale gelirken bütün sorumluluk bireyin omuzlarına yüklenir.

Belki de kapitalizmin en büyük ideolojik başarısı tam burada ortaya çıkar. İnsanlara yalnızca çalışmayı değil, sürekli kendilerini geliştirmeleri gerektiğini de öğretir. Artık işçi yalnızca emek gücünü satmaz; kişiliğini geliştirir, iletişim becerisini artırır, sosyal medya hesabını yönetir, bedenini şekillendirir, yabancı dil öğrenir, sertifikalar toplar ve bütün bunları gelecekte daha iyi bir hayat kurabileceği umuduyla yapar. Hiç kuşkusuz öğrenmek ve gelişmek değerlidir. Ancak mesele bireyin gelişmesi değildir. Mesele, gelişmenin hiçbir........

© Medya Günlüğü