Dizi izlemekle doktora gitmenin alakası
Bugünlerde diziler aldı başını gidiyor. O nedenle kiminle konuşursan konuş, konu dönüp dolaşıp izlenen diziye geliyor.
Dizi izlemek sadece bizde değil bütün dünyada çok yaygınlaştı. Artık düzenli doktor ziyareti de hayatın olmazsa olmazı oldu. Dizi izleyenler daha çok hastalanıyor ya da hastalar daha çok dizi izliyor demek istemiyorum elbette ama ikisinin bir alakası olabilir mi gene de?
Amerikalı yaşlıca bir kadın, Paris’e göç etmesinin gerekçesini Amerika’da geçinememesine bağlıyor. “Paris ucuz mu ki?” sorusuna, “Amerika’nın tersine burada evim de yok arabam da. Taksitlerini ödemekte zorlanıyordum zaten. Sattım hepsini, göçtüm. Şehrin göbeğinde değil kenarında bir ev kiraladım, toplu taşıma kullanıyorum. Bu sayede emekli maaşımla Paris’te gül gibi geçiniyorum. Amerika’da kalsam hâlâ çalışmam hatta ikinci bir işte çalışmam gerekecekti. Onun yerine Paris’in kahvelerinde saatlerce oturup kahvemi yudumluyorum” diyor. Yeni ülkesine uyum sağlayabilmek için Fransızca ve Fransız kültürünü öğreniyor, yetmişinden sonra…
Avustralyalı bir kadın da İspanya’ya göç etmesinin gerekçesini aynı biçimde açıklıyor:
“Emeklilik paramla burada bir köy evi aldım ve mahzenini şarapla doldurdum. Avustralya’da kalsaydım emeklilik gelirimle ne böyle kocaman ve bahçeli bir ev satın alabilirdim ne de maaşımla istediğim şarabı içebilirdim. Giderlerimi azaltmak için bir sosyal konuta taşınmam ve gezmek eğlenmek gibi her türlü zevkimi kısıtlamam gerekecekti. Başka bir ülkeye göç ettiğim için arkadaşlarım bana çok cesursun diyorlar ki aslında cesur falan değilim. Sadece basit bir matematik hesabı yaptım.”
Evine yakın kreşteki çocuklara gönüllü oyun annesi olmuş. Böylece miniklerden bedavaya İspanyolca öğreniyormuş, altmışını epeyce geçmişken…
Bir Türk kadın ise Amerika’ya göç etmesinin nedenini ekonomik değil ülkenin kaosundan bıkmak olarak tanımlıyor. İnternette tanıyıp arkadaş olduğu bir adamla beraber yaşadığı için geçim derdi çekmiyormuş Amerika’da. Hiç bilmediği Amerikan dilini ve kültürünü öğrenmek için kiliselerin açtığı ucuz dil okuluna gidiyor, sekseninden sonra…
Bir diğer emekli Türk kadın memur maaşıyla zar zor aldığı evini kiraya vermiş. Bütün vaktini seyahatlerde geçiriyor. “Bir turda gezerken diğer turun planını yapıyorum” diyor. “Habire turlamak çok pahalı değil mi?” sorusuna ise “Hayır, değil” diyor, “Bunca yere gittiğim için gizli zengin olduğumu düşünüyorlar ama doğru değil. Sezon dışı gidilen en ucuz turları seçiyorum. Evde yemek pişirirken, suyuydu gazıydı elektriğiydi falan dünya masrafım oluyordu. Emekli maaşımın üstüne kiraya verdiğim evimin getirisini de koyunca, turların parası rahatça çıkıyor” diyor. Tur aralarında birkaç gün kızında kalıyor; hem hasret gideriyor hem de çamaşırlarını filan yıkayarak yeni tura hazırlanıyor. “Bu turlar sayesinde dünyanın her yerinden arkadaşlar edindim, evde oturup saçma sapan adamların rezilliklerini dinlemek yerine geziler sırasında hoş sohbetler ediyoruz. Güzel yerler görüyor, değişik yemekler tadıyoruz. Turlar her şeyi ayarladığı için o ülkenin dilini nasıl anlayacağım, hangi otelde kalacağım, hangi yemeği yiyebilirim derdi de çekmiyorum. Daha ne olsun.”
Yaşından söz etmeyi sevmiyor ama onun da sonbaharını yaşadığı belli…
Bir başka Türk kadınsa altmış beşini geçtikten sonra dağ yürüyüşlerine........
