SAVAŞ
Ne dualarla ölümler durur, ne de beddualarla savaşlar durdurulur.
Ne dualar ölümleri durdurur ne de beddualar katilleri cezalandırır. Savaşları halkların örgütlü mücadelesi durdur. Kapitalistler savaşlara her ne kadar “inanç, barış, özgürlük…” temaları yükleselerde, asıl hedefleri savaş ekonomisinin güçlendirilmesi ve jeopolitik çıkarları içindir. Bugün Orta Doğu’da yaşananlar da bunun açık örneğidir.
Başta Amerika Birleşik Devletleri ve bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olan İsrail, Orta Doğu’yu yalnızca güvenlik politikalarıyla değil; enerji kaynakları, askeri üstünlük ve küresel güç dengeleri üzerinden şekillendirmeye çalışmaktadır. ABD, bu savaşı, “demokrasi”, “özgürlük” ya da “terörle mücadele” gibi kavramlarla meşrulaştırılmaya çalışılsa da sonuç değişmemektedir. Yıkılmış şehirler, parçalanmış toplumlar ve milyonlarca insanın hayatını altüst ediyor.
Son yirmi yılın tablosu ortadadır. Irak işgal edildi, devlet yapısı çöktü. Suriye yıllardır süren bir iç savaşın içinde kaldı. Libya parçalanmış bir ülkeye dönüştü. Yemen dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşamaktadır. Bugün bölgedeki gerilimler giderek İran çevresinde yoğunlaşmaktadır.
Bu tablo bize basit ama önemli bir gerçeği hatırlatır: Emperyalist müdahaleler hiçbir ülke halklarına özgürlük getirmemiştir.
Arap Baharı ve Kaçırılan Tarihsel Fırsat
2010’da başlayan Arap Baharı başlangıçta halkların özgürlük ve adalet taleplerinin yükselişiydi. Gençler, işçiler, kadınlar ve yoksullar daha adil bir yaşam talebiyle meydanlara çıktı. Bu hareketlere güçlü demokratik kurumlar önderlik edemediler. Kısa sürede dış müdahalelere açık hale geldi. Böylece halkların özgürlük talebi, büyük güçlerin jeopolitik hesaplarının içinde boğuldu. Bugün Arap Baharı’nın ardından geriye birçok ülkede yıkılmış devletler, göç dalgaları ve derinleşen yoksulluk kaldı. Türkiye’nin Tarihsel Sorumluluğu Bu tabloda Türkiye sıradan bir ülke değildir. Coğrafi konumu, tarihsel birikimi ve toplumsal gücü nedeniyle bölgesel dengelerde önemli bir rol oynayabilecek potansiyele sahiptir. Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya küresel güçlerin bölgesel stratejilerinin bir parçası olacak ya da bağımsız barış politikası geliştirecektir. Niyet barış politikası ise bazı net adımlar gerektirir. Türkiye’de bulunan ABD askeri üsleri kapatılmalı. Tüm askeri antlaşmalar iptal edilmeli. Bir ülkenin topraklarında bulunan yabancı askeri üsler, o ülkenin dış politikasını doğrudan etkileyen stratejik araçlardır. Türkiye aynı zamanda uluslararası platformlarda İspanya benzeri işgale, savaşa karşı açık tutum almalı ve savaş politikalarından koşulsuz vazgeçilmesini savunmalıdır. Savaş Ekonomisi ve Silah Ticareti Savaşlar yalnızca devletlerin politikalarıyla açıklanamaz. Savaşın arkasında devasa bir ekonomik sistem vardır. Silah sanayisi bugün dünyanın en kârlı sektörlerinden biridir. Silah üreten şirketler savaşlardan beslenir. Her yeni çatışma, milyarlarca dolarlık yeni siparişler anlamına gelir. Bu nedenle savaş karşıtı mücadele aynı zamanda savaş ekonomisine karşı verilen bir mücadeledir. Savaş politikalarını destekleyen ülkelere silah satan devletler bu anlaşmaları iptal etmelidir. Lojistik destek sağlayan ülkeler bu politikalarını durdurmalıdır. Ancak bunun da ötesinde işçi sınıfının tarihsel gücü var. Silah üreten fabrikalarda çalışan işçiler üretimden gelen güçlerini kullanarak şalterleri indirmelidirler. Tarihte birçok kez görüldüğü gibi üretimin durması savaş makinelerinin de durması anlamına gelir. Dünya Emekçilerinin Görevi Bugün dünya halklarının önünde büyük bir sorumluluk bulunmaktadır. Çünkü savaşlar yalnızca cephelerde değil, aynı zamanda fabrikalarda, limanlarda ve finans merkezlerinde hazırlanır. Dünya işçi ve emekçilerine düşen görev açıktır: • Savaş politikalarına karşı uluslararası dayanışmayı büyütmek • Silah üretimine ve savaş ekonomisine karşı mücadele etmek • Halklar arasında yaratılan düşmanlık politikalarını reddetmek • Barış ve adalet temelinde yeni bir uluslararası dayanışma kurmak Sonuç olarak: Savaşları durduracak olan şey ne diplomatik açıklamalar ne de sembolik protestolardır. Savaşları durduracak gerçek güç, halkların örgütlü iradesidir. Eğer dünya halkları kendi kaderlerini gerçekten ellerine almak istiyorsa, dünya işçileri, emekçileri ve yoksul halkları: Küresel kapitalist- sömürü, saldırgan faşist saldırılara karşı ortak mücadele geliştirmek zorundadır. Dualarla kurtulmak, beddualarla düşmanı yenmek mümkün değil. Hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına karşı; her milliyetten, ulustan, inançtan, cinsiyetten, renkten halkların farklılıklarına hoşgörü göstermeleri ve insanca yaşam için birlikte mücadelesiyle mümkün olacaktır. Hadi hayırlısı…
