Fıkhın Anahtarı Tasavvuftur
Fıkıh kelimesi Türkçeye “farkı fark etmek”, “künhüne vâkıf olmak”, “söylenenden söylenmek isteneni anlamak”, “satır arasını okuyabilmek” şeklinde çevrilebilir. İslâmî literatürde nasları doğru anlamaya fıkıh denilmektedir. Hz. Peygamberin “Allah’ın hayırlı bir iş yapmasını istediği kulunu dinde fakih kılar” (Tirmizî, İlim 1) hadisinde geçen fıkıh kelimesi ve İbn Abbas’a yaptığı “Allah’ım onu dinde fakih kıl” (Buhârî, Vudû 10) duasındaki fıkıh kelimesi bu anlamda kullanılmıştır. Buna göre Fıkıh Usûlü, Kur’an-ı Kerîm ve Nebevî Sünnet’in içerdiği Şer’î hükümlerin doğru anlaşılması için bilinmesi zorunlu olan bir ilim dalıdır. Her ne kadar akademik yapılanmada Fıkıh Usûlü Fıkhın bir alt ya da yan disiplini gibi yer alsa da bu yanlıştır.
Bilindiği gibi “Şâri’in (Allah ve Rasûlü) mükelleflerden yani hak ve sorumluluğa ehil olan kimselerden taleplerine ve onların yapıp ettiklerine yönelik değerlendirmelerine Şer’î Hüküm denir. Şerîat ise şer’î hükümlerin tamamına verilen addır. Şer’î hükümler ana hatlarıyla üç kısma ayrılır. Şer’î-itikadî hükümler, Şer’î-amelî hükümler, Şer’î-ahlâkî hükümler. Şer’î-itikâdî hükümleri konu edinen ilme Akaid, İlmu’t-Tevhîd ve’s-Sıfât ve Kelâm adı verilmektedir. Şer’î-amelî hükümleri konu edinen ilme Fıkıh; Şer’î-ahlâkî hükümleri konu edinen ilme ise Tasavvuf ve İslâm Ahlâkı denilmektedir. İşte bu üç Şer’î ilmin temel esaslarını Kitap ve Sünnetten doğru dürüst anlamak için mutlak surette Fıkıh Usûlü ilmine vâkıf olmak gerekmektedir. Buna göre fıkıh, Şer’î ilimlerin genel adıdır. Fıkhın itikadi alanına el-Fıkhu’l-Ekber, ameli alanına el-Fıkhu’z-Zâhir ve ahlâkî alanına el-Fıkhu’l-Bâtın adı verilmiştir. Bu kullanım ilk asırlardan sonra yavaş yavaş terk edilip Fıkıh ifadesi bugünkü anlamıyla sınırlı kalmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm fıkhetme faaliyetini kalbin bir işlevi olarak bize öğretir (A’râf, 179). Aynı şekilde akletmek de kalbin bir işlevidir (Hac, 46). Akletmeyi beynin bir icraatı zannetmek yanlıştır. Bilindiği gibi beyinde dört tane lop vardır. Kur’ân-ı Kerîm sağlıklı beyni olanlara lop sahipleri “ulû’l-elbâb” demektedir. Beynin faaliyetleri de hatırlamak anlamında zikir (Bakara 269; Âl-i İmrân 7; Ra’d, 19; İbrahim, 52; Sa’d, 29, 43; Zümer, 9, 21; Ğâfir, 54), Allah’a verilen söze sadık kalmak anlamında İttikâ (Bakara, 179, 197; Maide, 100; Talâk, 10), doğruyu bulma anlamında hidayet (Zümer 18; Ğâfir 54) ve kendine ulaşan veriyi bilgiye dönüştürmek anlamında i’tibâr (Âl-i İmrân 190; Yûsuf, 111) olarak beyan edilmektedir. İ’tibâr faaliyeti bir yerde de basiret sahibi kimselerin özelliği olarak ifade edilmiştir (Haşr 2).
Fıkhın kalbî bir faaliyet olması dikkatlerimizi kalbe yoğunlaştırmaktadır. Mademki fıkhedecek organ kalptir o halde kalbin manen de sağlıklı olması gerekmektedir. Erbabınca malumdur ki, Letâiflerin birincisi kalptir. Seyr-i sülûkun her aşamasında kalbi zikrettirmek vardır. Arapçada kalp olarak zikredildiği gibi fuâd, Farsça/Osmanlıcada dil ve nihayet Türkçemizde gönül kelimeleri söz konusu ettiğimiz kalbi ifade etmektedir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri konunun önemini şu beyti ile ifade etmiştir:
Dil beyt-i Hudâdır ânı pak eyle sivâdan
Kasrına nüzul eyler O Sultan gecelerde.
İnsan vücudunun gıdasını ağız yoluyla, ruhunun gıdasını göz ve kulak yoluyla alır. Bu organlarla beslenmek söz konusu olduğu gibi zehirlenmek de söz konusudur. Gıda zehirlenmesi fiziksel müdahalelerle önlenebilmekte, vücut doğal ya da tıbbî yöntemlerle dezenfekte edilebilmektedir. Oysa göz ve kulak yoluyla olan zehirlenmelerin tedavisi bu kadar kolay değildir. Bağırsaklarımız toksinlerin vücudumuzdan atılmasını sağlayarak temizliğimize yardımcı olurlar. Oysa kalbimiz ve beynimiz bu anlamda belki de vücudumuzun en kirli iki organıdır ve kimi zaman bir ömür boyu bir kez bile temizlik görmemektedir. Onların bu kirli hali kendilerine ulaşan temiz ve nezih bilgileri de kısa sürede kirletmekte ve zararlı bir veriye dönüştürmektedir.
Ehli irfana göre kalp gözü sonradan açılmaz, işlenen günahlarla zaten açık olan kalp gözü zamanla görmez hale gelir. Aynı şekilde üçüncü göz de denilen ve beynimizde yer alan epifiz bezi de zamanla körelir. Kalp gözünün yetisini kaybetmesine basiretsizlik, beyindeki üçüncü gözün körlüğüne de ferasetsizlik (firâset) denir. Şu hâlde fıkhetmesi beklenen kalbin öncelikle sağlıklı, mutmain ve mâsivâdan arınmış olması, gerekir.
Fıkhetmenin aslına bakacak olursak, fakihin bütün gayreti (içtihat) murad-ı ilâhîyi ortaya çıkarabilmektedir. Şöyle ki, bir........
