Bizim mahallenin vicdanı nasıl bir ahlaka emanet?
Son yıllarda giderek derinleşen ahlak erozyonunun, neredeyse bütün toplum kesimlerini etkileyerek adeta vicdanları çürüten bir tsunamiye dönüşmesine tanıklık ediyoruz.
Bu toplumda yaşayan bir birey olarak, memlekette olup bitenleri gördükçe bazen öylesine umutsuzluğa kapılıyorum ki günlerce kapıları pencereleri kapatıp, en azından kirliliklerden uzaklaşmanın daha erdemli bir davranış olacağı gibi bir hisse kapılıyorum.
Ama biliyorum ki bu çözüm değil, bir anlık kaçış psikolojisinin zihnimize oynadığı bir oyundan ibaret sadece…
Dünyadan ve toplumdan uzaklaşarak gözlerini kapamanın hiçbir makul gerekçesi olamaz elbette. Tam aksine çürüyen vicdanlara, bıkmadan usanmadan ahlaki duruşun gerekliliğini seslendirmek gerekiyor.
Dindarlık hassasiyetine sahip biri olarak, insanın en çok canını yakan da içinde yer aldığımız ‘mahalle’nin, ahlakı ateşe veren duyarsızlığı, bir başka deyişle acımasızlığı…
Kuşkusuz bu sadece ‘bizim mahalle’ye has bir durum da değil. Çünkü bu toplumda farklı ideolojik mahallelerde yer alan kesimler, fırsat ellerine geçtiğinde kendileri dışındakileri itibarsızlaştırmayı ve özel hayatları üzerinden onlara iftira atmayı kendileri için bir hak olarak görüyorlar.
Bu açıdan bakıldığında yok aslında birbirimizde farkımız… Elimize fırsat geçtiğinde, bütün insani ve ahlaki ilkeleri bir tarafa bırakarak, bizimle aynı mahallede yer almayanları ezip geçmekte bir beis görmüyoruz. Bu çerçevede sadece dindar kesimlerin değil, sol mahallede yer alanların da sicillerinin çok temiz olmadığını not etmekte yarar var.
Biliyorum ki bazıları, “ahlaki kurallar........
