menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli eğitim müdürünün hanımı

46 0
06.09.2026

Yıllar evvel, göreve başlayan bir bakanın hanımına, bir grup akademisyen hanım, “hayırlı olsun” ziyâretine gitmiş. (“Akademisyenler, böyle saçma bir şeyi niye yapıyorlar” sorusu dilimin ucuna geldi ama anlatıcı bozulmasın diye sormadım.) Hoşbeşten sonra içlerinden birisi, gaflete düşüp yüksek tahsili olmayan bakan eşine, uzmanlık alanını sormuş. Bakan eşi, başlamış saymaya:

“Îcâbında târih bilirim. Îcâbında edebiyat bilirim. Îcâbında matematik bilirim. Îcâbında felsefe bilirim……”

Bunu, öyle bir edâyla söylemiş ki misâfirler, “Yâni?” diyememişler. Bakan eşini bozmak, kimin haddine? Bu hanım, eşinin makamından faydalanırken haddini aşınca dönemin başbakanının eşi tarafından azarlanmıştı. E senden yukarıda da eş var! Eşinin seçim çalışmalarına katılarak bol bol nutuk atan bir vekil eşi hatırlıyorum. Okumamıştı. Ev hanımıydı. Eşi daha sonra rektör olunca rektörlüğe bağlı hastâneyi ziyârete gitti. Düşünsenize ömrünü tıbba adamış doktorlar, profesörler, kadının karşısında hazırola geçiyorlar.

Bu hanım, niye bunu yapıyor? Eşi, niye engel olmuyor ve en mühimi koca koca doktorlar, niye bu duruma katlanıyorlar? Şu an en tepeden başlayarak bürokraside yer alan muhâfazakâr beyler, (özellikle imam-hatipliler), hem evinin hanımı olup çocuklarıyla ilgilensinler hem de fazla göz önünde olmasınlar diye genellikle başörtülü ve yüksek tahsili olmayan hanımlarla evlenmeyi tercih ettiler. Fakat makamları yükselmeye başlayınca nedense eşlerini sürekli yanlarında gösterme ihtiyacı hissediyorlar. Memuriyet yıllarımdan biliyorum. Adam, dâire başkanı oluyor. Ertesi gün hanımı işyerine........

© Karar