Yılbaşı gecesini masallardan gerçeğe çeviren isyanlar ve devrimler
Fındıkkıran ve Fare Kral’ın öyküsünü bilir misiniz? Bir yılbaşı gecesi gözünü kendisine alınan oyuncaklardan kırık dökük bir fındıkkırana çeviren Marie, o gece çıktığı yolculukta, yedi başlı Fare Kral’la Fındıkkıran’ın savaşına tanık olur. Yedi başlı Fare Kral’ın gücü karşısında çaresiz görünen Fındıkkıran, bu savaşı tüm diğer oyuncakların canlanıp ona katılması ve Marie’nin yardımıyla kazanacaktır. Sabah olduğundaysa fındıkkıran ve diğer oyuncaklar bir gece önceki gibi yılbaşı ağacının altında öylece durmaktadır. Gece yaşanan büyük savaş, sabah olduğunda hiç yaşanmamış gibi görünür. Salon yeniden sessizdir, oyuncaklar cansızdır, her şey eski düzenine dönmüştür. Marie ise gördüklerinin bir rüya veya çocukça bir hayal değil, gerçek olduğuna inandırmaya çalışır herkesi. Yetişkinler ona inanmasa da rüyayla gerçeğin birbirine karıştığı o yeni yıl sabahında, Marie için yalnızca takvim değil, başta kendisi olmak üzere birçok şey değişmiştir artık.
Tarih de isyancı oyuncak ordusuyla zalim kralların çarpıştığı yılbaşı geceleriyle doludur. Ancak masallardan farklı olarak bu gecelerde sabah, her zaman eski düzenle gelmez. Bazı yılbaşı gecelerinde Fındıkkıranlar gerçekten kazanır, Fare Krallar düşer ve değişen yalnızca takvim değil, tarihin kendisi olur.
1 Ocak 1804
1804’ün yılbaşı gecesinde gerçekleşen de buydu: Haiti Devrimi, tarihte kölelerin savaşarak özgürlüklerini kazanıp kendi devletlerini kurdukları ilk ve tek köle isyanıydı. Fransız Devrimi’nin Avrupa’da “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” masalını yaydığı dönemde, bu ideallerin Fransa’nın sömürgelerindeki sınıfsal ve ırksal eşitsizlik ve sömürü tablosuyla nasıl çeliştiğini ortaya koyuyordu.
1789 yılında Avrupa, Fransız Devrimi’yle sarsılırken, Fransa’nın en zengin sömürgesi olan Saint-Domingue (bugünkü adıyla Haiti) dünyanın şeker ihtiyacının @’ını tek başına sağlıyordu. Adadaki köle sayısı, tüm Karayipler’deki köle sayısının yarısıydı. İnsanlıkdışı koşullarda çalıştırılan kölelerin ölüm hızı doğum hızından yüksek olduğu için Afrika’dan köle ticareti de hâlâ sürmekteydi. 18. yy boyunca Haiti, çok kez köle isyanlarına sahne oluyor, çiftliklerden kaçan köleler ormanlarda örgütlenerek şeker ve kahve plantasyonlarına saldırılar gerçekleştiriyorlardı.
Bağımsızlık talebi ilk aşamada Fransa’ya yüksek vergiler ödemek istemeyen beyaz plantasyon sahipleri tarafından dile getirilmişti. Ancak bu sınıfın Fransız monarşisi ve İngiltere ile kurduğu ilişkilerin farkında olan köleler, onların önderliğinde gerçekleşecek bir bağımsızlığın kendi yaşam koşullarını iyileştirmeyeceğini, aksine sömürü ve baskıyı derinleştireceğini kavramışlardı.
22 Ağustos 1791’de, kuzeydeki plantasyonlarda başlayan büyük köle ayaklanması, kısa sürede silahlı bir devrime dönüştü; isyancılar plantasyonlara saldırarak 10 gün içinde kuzey kıyılarının denetimini ele geçirdi ve hareket tüm adaya yayıldı.
1792’de sömürgelerinde açığa çıkan isyanlarla sıkışan Fransa, koloniler dâhil herkesin ırkından bağımsız, eşit ve özgür olduğunu ilan etti; ancak kölelik kaldırılmadı. Buna karşılık isyancılar plantasyonları yakıp yıkarak köleliği fiilen ortadan kaldırdı. Hareketin askerî önderi Toussaint Louverture, 1801’de komşu ada Santo Domingo’yu da işgal ederek köleleri özgürleştirdi ve aynı yıl Haiti’de özerklik ilan ederek, bir anayasa açıkladı. Buna karşılık Napolyon Bonapart, Fransız egemenliğini ve köleliği geri getirmek amacıyla büyük bir ordu gönderdi. Ancak bu ordu, hem köle ordusu hem de sarıhumma nedeniyle ağır yenilgiye uğradı. Toussaint’ın 1802’de tuzağa düşürülmesi ve Fransa’da öldürülmesinin ardından savaş, Jean-Jacques Dessalines önderliğinde bağımsızlık hedefiyle devam etti. 18 Kasım 1803’te Fransız ordusu kesin olarak yenildi.
1 Ocak 1804’te Dessalines, Gonaïves’te adanın bağımsızlığını ilan ederek ülkeye yerli dilinde “dağlık ülke”, “yüksek yer” anlamlarına gelen “Haiti” adını verdi:
“Haiti’nin yerlileri, kaderim bir gün uğruna kurbanlar verdiğiniz kutsal değerin nöbetçisi olmakmış. Onu korudum, onun için savaştım; kimi zaman tek başıma. Bana emanet ettiğiniz bu kutsal emaneti bugün sizlerin ellerine teslim edebildiysem, onu korumak artık sizlere düşüyor…
“Generaller ve önderler, ülkemizin mutluluğu için çevremde toplanan sizler; gün gelmiştir. Şanımızı sonsuza dek yaşatacak gün gelmiştir: bağımsızlık günümüz. Eğer aranızda ılık yürekli biri varsa, buradan uzaklaşsın; bizi birleştirecek bu yemini dile getirmeye cesaret edemesin.
“Gelin, bütün evrenin, gelecek kuşakların, kendi vicdanlarımızın önünde ant içelim: Fransa’yı sonsuza dek reddediyoruz ve onun egemenliği altında yaşamaktansa ölmeyi seçiyoruz. Ülkemizin bağımsızlığı için son nefesimize kadar savaşacağımıza yemin edelim!” (Gonaïves, 1 Ocak 1804).
Haiti Devrimi, Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketleri ve kölelik karşıtı mücadeleler için ilham kaynağı oldu. Bu zafer, sömürge düzeninin kaçınılmaz olmadığını ve yıkılabileceğini somutladı. Bu ilham yine yeni bir yılın eşiğinde bir ittifaka dönüşüyordu: 1 Ocak 1816’da Simón Bolívar, İspanyol sömürgeciliğine karşı yürüttüğü mücadele sırasında Haiti’ye sığındı ve askerî destek aldı.
Haiti’nin devrimci şiddetle kazandığı özgürlük, 59 yıl sonra, köleci düzenin ekonomik ve yapısal krizleri ve kölelerin tarihsel özne olarak müdahalesiyle, köleliğin devlet politikası olarak savunulamaz hâle gelişini zorunlu kıldı. Lincoln’ün 1 Ocak 1863 Özgürlük Bildirgesi de bunun sonucuydu.
1 Ocak 1919
1 Ocak 1918’e gelindiğinde tarihte ilk kez bir halk, yeni bir yıla sosyalizm bayrağı altında giriyordu. Bu, yalnızca Rusya için değil; dünya tarihi için de bir eşiğin aşılmasıydı: Artık işçi sınıfı tarih sahnesine iktidar sahibi bir özne olarak çıkmıştı. Ancak Sovyet iktidarı, 1919 yılını çok cepheli bir iç savaşın ortasında karşılarken, Avrupa’nın merkezinde, savaşın ve imparatorlukların yıkıntıları arasında, devrimin yayılıp yayılmayacağı sorusu öncelik kazanmıştı.
SPD’nin bu tutumu yeni değildi. 1912’de II. Enternasyonal’de alınan savaş karşıtı kararların, SPD tarafından 1914’te terk edilmesi, bu kırılmanın en belirgin anıydı. Savaşla birlikte militarizmi destekleyen SPD, “ulusal birlik” politikasıyla sınıf mücadelesini askıya aldı; savaş boyunca grevleri bastırdı ve muhalifleri tasfiye etti. Rosa Luxemburg, Bernstein’ın revizyonizmine karşı yürüttüğü teorik mücadeleyle uzun yıllar SPD’nin muhalif kanadındaydı; ancak kopuş 1914’te derinleşti. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht savaş karşıtı tutumları nedeniyle hapse atıldı; Spartaküs Birliği bu dönemde devrimci bir hizip olarak açığa çıktı.
İktidara gelen geçici hükûmetin karşı-devrimci şiddeti artırmasıyla Spartakistler, 1 Ocak 1919 günü Almanya Komünist Partisini (KPD)........
