menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahallede Başlayan Diriliş: Komşuluk, Dayanışma ve Cemaat Ruhu

9 0
22.08.2026

Bir mahalle düşünün. Sabah ezanıyla uyanan, öğle vaktinde komşu kapılarının çalındığı, akşamüstü çocuk seslerinin sokakları doldurduğu, gece vakti ise ışıkların birer birer söndüğü... O mahallede herkes birbirini tanır, derdi paylaşır, sevinci çoğaltırdı.

Tarih boyunca Türk-İslam medeniyetinde mahalle, yalnızca bir ikametgâh değil; aynı zamanda bir “cemaat” ve “dayanışma” ünitesiydi. İnsanlar camide, çarşıda, hamamda bir araya gelir; düğünde, cenazede, bayramda omuz omuza verirdi.

Bu kültür, ahilik teşkilatından vakıf geleneğine, imece usulünden komşuluk hukukuna kadar derin bir medeniyet birikiminin ürünüydü.

Bugün ise o mahalleler sessiz. Kapılar kapalı, perdeler çekik, komşular birbirine yabancı. Bir zamanlar “komşu komşunun külüne muhtaçtır” denilen bu topraklarda, şimdi insanlar yan yana yaşayıp yapayalnız ölüyor.

Peki, bu sessiz çöküşü durduracak olan ne? Belki de cevap, bir avuç gönül insanının “Mahallemiz için güzel işler yapalım” diyerek başlattığı o mütevazı çağrıda saklıdır.

Bugün, yüksek binaların gölgesinde büyüyen, aynı asansörde göz göze gelmekten kaçınan ve yan dairede yakılan ağıttan habersiz yaşayan biçare bir çağın ortasındayız.

İnsanlar, kapılarının kilitlerini çoğalttıkça gönül kapılarını kapatmış; güvenlik kameralarını artırdıkça birbirlerine olan itimadlarını yitirmiş.

Şehirler büyük beton ormanlarına dönüşürken, insanı insan kılan o sıcacık komşuluk hukuku, paylaşma sevinci ve bir arada yaşama iradesi sessizce aralarından çekiliyor.

Yalnızlığa terk edilmiş yüz binlerce yaşlının, evine kapanmış kişilerin ve dijital ekranların karşısında yabancılaşan gençlerin durumu, sadece münferit bir kriz değil; toplumsal çimentonun aşındığının açık göstergesidir.

Oysa bir milleti ayakta tutan şey sadece büyük projeler veya ekonomik rakamlar değildir; o milletin sokaklarında tüten merhamet ocağı, kapısı çalınan yoksulun duası ve "nasılsın" sorusundaki içtenliktir.

Yitirilen huzuru uzaklarda aramak yerine sokağa, mahalleye ve komşuya bakmak bir zorunluluktur. Çünkü iyileşme en yakından başlar.

Sokağın ruhunu yeniden ihya etmek ve mahalle dayanışmasını sağlam bir zemin üzerine oturtmak beş temel boyutta mümkündür:

Kur’ân-ı Kerîm’deki "Tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık" (Hucurât, 13) ilkesi gereğince mahalle, bir soy veya statü yarış alanı değil; "teâruf" (karşılıklı tanışma ve anlama) ve "teâvün" (iyilikte yardımlaşma) alanıdır.

Komşunun güveninden emin olmadığı kimsenin kâmil imana eremeyeceğini bildiren Nebevî ölçü, komşuluk hakkını dinî bir vecibe kılar.

Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinde mahalle, sadece evlerin sıralandığı bir sokak........

© İstiklal