Küresel Isınma: Dünyanın Değil, Bizim Hikâyemiz
Küresel ısınmayı konuştuğumuzda çoğu zaman gözümüzün önüne eriyen buzullar, kutuplarda yaşam mücadelesi veren hayvanlar ya da kilometrelerce uzaktaki orman yangınları geliyor.
Oysa küresel ısınma artık dünyanın uzak bir köşesinde yaşanan bir çevre sorunu değil.
Musluktan akan suyun miktarında, marketteki gıdaların fiyatında, yaz aylarında yaşadığımız
sıcaklıklarda, kuraklıkta, sellerde ve hatta soframızdaki ürünlerin geleceğinde kendisini gösteren bir gerçeklik.
Üstelik bu değişim yalnızca geleceğe ait bir mesele de değil. Bugün yaşadığımız iklim olaylarının bir kısmı, değişen iklim koşullarının sonuçlarını şimdiden gösteriyor.
Peki nasıl bu noktaya geldik?
Sanayi Devrimi'yle birlikte kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımının hızla artması, atmosferdeki sera gazı miktarını yükseltti. Sera gazları yerküreden yayılan ısının bir bölümünü atmosferde tutuyor. Aslında sera etkisi doğal ve yaşam için gerekli bir süreç. Sorun, insan faaliyetleri sonucunda bu etkinin giderek güçlenmesi.
Atmosfer daha fazla ısı tutuyor, dünya ısınıyor ve iklim sistemi değişiyor.
Burada önemli bir ayrım var: Küresel ısınma yalnızca “sıcaklıkların yükselmesi” anlamına gelmiyor. Isınan bir dünya, yağış düzenlerinin değiştiği, kuraklıkların uzadığı, aşırı sıcakların daha sık yaşandığı ve bazı bölgelerde şiddetli yağışların sele dönüşebildiği bir dünya anlamına geliyor.
Ve bu tablonun en hassas bölgelerinden biri Akdeniz Havzası.
Türkiye de tam bu coğrafyanın içinde.
Türkiye için alarm zilleri neden daha yüksek çalıyor?
Türkiye'nin büyük bölümü yarı-kurak iklim koşullarının etkisinde. Üstelik Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dünyanın hassas bölgelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
IPCC'nin değerlendirmelerine göre Akdeniz'de sıcaklıkların artması, kuraklığın şiddetlenmesi ve su kaynakları üzerindeki baskının büyümesi bekleniyor. Yağış miktarı azalırken bazı bölgelerde aşırı yağışların daha yoğun hale gelmesi de mümkün. Yani daha az suya sahip olurken aynı zamanda daha yıkıcı yağışlarla karşılaşabiliriz.
İlk bakışta bu bir çelişki gibi görünüyor.
Daha az yağmur, daha fazla sel nasıl mümkün olabilir?
Çünkü mesele yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil; yağmurun ne zaman, ne........
