menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terörsüz Türkiye: Güvenlik Biter mi, Yoksa Şekil mi Değiştirir?

19 0
15.08.2026

Kırk yıllık terörle mücadelenin ardından Türkiye'nin önündeki en ağır sorumluluk: Silahların bıraktığı boşluğu hukuk, kurum ve kalkınmayla doldurmak

Bir devletin gücü yalnızca silahlı gücünün büyüklüğüyle ölçülmez.

Bazen gerçek devlet gücü, silahın kullanılmasına gerek kalmayacak bir düzen kurabilme kapasitesidir.

Türkiye'nin kırk yılı aşan terörle mücadele tecrübesinin ardından bugün önümüzde duran mesele tam da budur.

Çünkü silahların susması güvenlik ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Güvenliğin tanımını değiştirir.

Bugüne kadar Türkiye'nin güvenlik anlayışında tehdit, operasyon, istihbarat, sınır güvenliği, askerî kapasite ve terörle mücadele başlıkları doğal olarak merkezi yerde durdu.

Şimdi ise aynı devlet aklının önüne daha karmaşık bir denklem geliyor:

Silahların yeniden ortaya çıkmasını nasıl engelleyeceğiz?

Topluma dönen insanların hukuki statüsü nasıl belirlenecek?

Kimlerin hangi şartlarda süreçten yararlanacağı nasıl tespit edilecek?

Mağdurların hakları nasıl korunacak?

Süreç nasıl denetlenecek?

Devletin güvenlik kurumları yeni dönemde hangi görevleri üstlenecek?

Türkiye, güvenliği yalnızca tehdidin yokluğu olarak mı görecek, yoksa vatandaşın kendisini hukuk içinde güvende hissetmesini de güvenliğin bir parçası hâline mi getirecek?

Asıl tartışılması gereken budur.

Çünkü "silah bıraktı" demek, "tehdit tamamen ortadan kalktı" demek değildir

TBMM'nin Şubat 2026 tarihli Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tutanağında da örgütün tüm unsurlarıyla silah bırakması ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi, sürecin kritik eşiği olarak açıkça tanımlandı.

Bu ifade aslında önümüzdeki dönemin en önemli kavramlarından birini ortaya koyuyor:

Devlet, bir açıklamayı yalnızca siyasi bir beyan olarak kabul edemez.

Güvenlik politikası açıklamalar üzerinden değil, doğrulanabilir veriler üzerinden yürütülür.

Kaç kişi silah bıraktı?

Hangi silahlar teslim edildi?

Silahlı yapı gerçekten dağıldı mı?

Komuta ve finans ağları sona erdi mi?

Sınır ötesindeki unsurlar ne olacak?

Örgütsel yapıların yerine yeni yapılanmalar oluşuyor mu?

Uyuşturucu, kaçakçılık, silah ticareti veya organize suç ağlarıyla bağlantılar nasıl izlenecek?

Bunların tamamı teknik sorulardır.

Ve bu soruların cevabı siyasi sloganlarla verilemez.

Devletin görevi güvenmek değil, doğrulamaktır.

Toplumun görevi de devletin doğrulama mekanizmalarının nasıl çalıştığını sormaktır.

İşte demokratik devlet düzeni tam burada başlar.

Yeni dönemin en büyük hatası: "Artık mesele bitti" demek olur

10 Ağustos 2026'da TBMM'nin süreç kapsamında hukuki çerçeveyi oluşturan düzenlemeyi kabul etmesi önemli bir eşik oluşturdu. Reuters'ın aktardığına göre düzenleme 600 milletvekilinden 468'inin oyuyla kabul edildi ve belirli şartları karşılayan eski örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasına yönelik hukuki hükümler getirdi.

Ancak burada gazeteciliğin sorması gereken soru şudur:

Peki şimdi ne olacak?

Çünkü kanun çıkarmak, uygulamayı kendiliğinden doğru hâle getirmez.

Kanun bir çerçevedir.

Çerçevenin içine adalet, denetim, güvenlik, şeffaflık ve insan hakları yerleştirilmediği sürece metin tek başına toplumsal güven üretemez.

Üstelik süreçte hâlâ farklı hukuki ve siyasi meseleler tartışılıyor. Reuters'ın değerlendirmesinde de yeni düzenlemenin daha geniş Kürt siyasi ve kültürel hakları, terör mevzuatının kapsamı ve Abdullah Öcalan'ın statüsü gibi başlıkları bütünüyle çözmediği belirtiliyor.

İşte burada eleştirel gazeteciliğin görevi başlıyor.

Devletin attığı her adıma "yeni dönem" demek gazetecilik değildir.

Her adıma otomatik olarak "tehlike" demek de gazetecilik değildir.

Vatandaşın hayatına etkisi ne olacak?

sorularını sormaktır.

Güvenlik kurumları küçülmeyecek; görev alanları dönüşecek

Burada kamuoyunda oluşabilecek başka bir yanlış algıya da itiraz etmek gerekiyor.

Terör tehdidinin sona ermesi veya azalması, güvenlik kurumlarının gereksizleşmesi anlamına gelmez.

Tam tersine yeni dönemde güvenlik kurumlarının önünde daha sofistike bir görev alanı oluşacaktır.

Çünkü klasik terör tehdidi........

© İstiklal