Ramazan Ayı Neden Önemlidir?
Ramazan, olağanüstü bir zaman dilimi ve muhteşem bir aydır. Nitekim Bakara Suresi 185. ayet şöyle başlar: “Ramazan öyle bir aydır ki…” Aslında burada ayetin devamını vermeden önce biraz tefekkür etmekte fayda vardır. “Bu ayet nasıl devam ediyor…?” “Bu ayet, Ramazan’ın önemini neye dayandıracak?” “Ramazan’ın önemli olmasının sebebi olan şey karşısında kişisel olarak durumum, tavrım nedir, ne olmalıdır?”
Evet, Ramazan oruç ayı, Ramazan rahmet ayı, bağışlanma, yenilenme, kendini yenileme ayıdır, doğru ama Kur’an, bu ayette başka bir şeye dikkat çekiyor ve ne yazık ki bu durum çoğunlukla gözden kaçırılıyor.
Dönelim ayete: “… شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ”: بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
“Ramazan öyle bir aydır ki… o ayda … Kur’an indirilmiştir.”
Bu hususa dikkat etmek lazım. “Ramazan’da Kur’an inmeye başladığı için bu ay kıymetlidir.” Bu ayda öyle bir gece vardır ki o, “bin geceden daha hayırlıdır”. Malumunuz Kuran, Peygamberimize Mekke’de 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesinde inmeye başladı. Kur’an o kadar kıymetli ki onun inmeye başladığı aya bile kıymet katıyor, onu değerli kılıyor.
“Ramazan öyle bir aydır ki… o ayda … Kur’an indirilmiştir.” diye başlayan ayet şöyle devam ediyor “O Kur’an, insanlar için bir hidayet rehberidir (insanlara doğru yolu gösterir), doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırmanın apaçık delillerini içerir. Öyleyse içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçlu geçirsin…”
Bu durumda şu soru devreye girmektedir: “Ramazan’a değer yükleyen, onu kıymetli kılan Kur’an neden önemli?” Ayetin devamı bu soruya da cevap vermektedir. “Çünkü Kur’an, insanlara doğru yolu gösterir, doğruyu yanlıştan ayıracak kriterleri ortaya koyar.” Demek mesele “istikamet üzere olmak, doğru yolda yürümek, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmektir.”
Ramazan’da öncelikle bunun farkına varmak gerekir. Aksi takdirde müflis tüccar hesabıyla bu kıymetli zaman dilimi heder edilebilir. Nitekim Kadir suresinde de açıklandığı gibi Ramazan’daki bir gece “bin aydan hayırlıdır.” Bin ay; ortalama bir insan ömrüne denk gelir (Bin ay, 83 yıl demektir). Eğer Ramazan ayı, Kur’an merkezli bir anlayışla değerlendirilirse insan, ömrünün tamamını istikamet üzere geçirecek bir yaşam modeli oluşturabilir demektir. Yoksa bu “Kadirde bir geceyi ihya et, ömür boyu yat” demek değildir.
Burada üzerinde durduğumuz ayetin öncesinde yani Bakara sûresi 183. ayette de Rabbimiz “Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de farz kılındı.” buyurmaktadır.
Bunun da yine “Kur’an’ın doğru yolu göstermesiyle” ilişkili olduğunu kavramak gerekir. Çünkü Kur’an, insanları mutluluğa götürmeyi hedefleyen bir sistemler bütünüdür. Bu sistemin bütün olarak yansımaları Ramazan ayında görülür. Kur’an’la, oruçla, namazla, zekât-sadaka ve yardımlaşmayla, söz fiil ve davranışlara dikkat etmekle kişi bu ayda adeta kendini yeniler ve çevresiyle bağlarını kuvvetlendirir.
Günümüz şartlarından dolayı, sürekli bir koşturmaca içerisindeyiz ve çok yoruluyoruz. Dinlenmeye ve yenilenmeye pek fırsat bulamıyoruz. Bu yüzden İslam dininin bazı emirleri bize bunu sağlama özelliğine sahiptir. Aslında mesele, zaman ve mekân eksenli bir yenileniş ve diriliş meselesidir. Dünyanın yoğun, yorucu ve yıpratıcı meşguliyetleri karşısında insanın nefes almaya, kendini yenilemeye ve geleceğe daha emin adımlarla yürümeye ihtiyacı vardır. Gerçekten de sabahtan akşama kadar her gün hatta aylarca ve yıllarca çılgınca bir koşuşturma içerisindeyiz.
Namaz ve oruç, çağımız Müslümanının alışkanlık sınırlarını zorlayarak bize “durmayı/durabilmeyi” öğretmektedir.
İslam, bize günde beş defa namazla, haftada bir Cuma ile ve yılda bir ay oruçla; durmayı, yenilenmeyi öğretir. Usulüne uygun yapılan ibadetlerin bize bunu sağlayacağını vadeder.
Günlük yaşantımızdaki ölçüsüzlük ve aşırılık maalesef yeme ve içme eylemlerinde de kendini bariz bir şekilde göstermektedir. Yeme ve içmede durmayı başaramadığımız için telafisi imkânsız sorunlar yaşamaktayız. Bu yüzden bu anlamda bir durma işleminin yılda bir defa/bir ay yine usulüne göre yapılması zorunluluğu vardır.
Ramazan, bir Müslümanın rol model ayıdır ya da öyle olmalıdır. Ramazan’da az önce saydığımız ibadetleri ve davranışları bir bütün hâlinde yaparak, ahlakı ihmal etmeden, kul ve kamu hakkını gözeterek tabiri caizse yoğunlaşmış bir yenilenme yaşamalı ve bunu geri kalan on bir aya model oluşturarak bütün yıla yaymalıyız.
Ramazan’ı bir kamp gibi düşünelim, senenin geri kalanını da o kampta edindiğimiz davranış ve becerileri uygulamaya devam ettiğimiz bir zaman dilimi olarak görelim. Ancak yine gözden kaçırılmaması gereken bir husus vardır ki o da şudur: “İnsan mutlu olmak istiyor, bu ancak Allah’ın gönderdiği Kur’an’a ve onun Peygamberine itaatle mümkündür. Bunun böyle olması Allah’ın bir lütfudur, kul bunu talep ediyorsa Kur’an’da belirtilen ve Peygamber uygulamasıyla gösterilen istikamet üzere yürümesi gerekiyor. Bunun dışındaki bütün yollar çıkmazdır ve amaca ulaştırma özelliği yoktur.”
Rabbimden niyazımızdır: “Allah’ım bizleri yol gösterici rehber olan Kur’an ve Peygamberin izinden gitmeyi, o ahlakla ahlaklanmayı, namazla, oruçla arınmayı ve bunu bütün ömrümüze yaymayı cümlemize nasip eyle. Âmin.”
1964’de Erzincan’da doğdu. 1982’de Erzincan İHL’inden, 1987 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1987-2010 yılları arasında MEB’a bağlı okullarda öğretmenlik yaptı. 1998’de Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansını, 2004’te de Ankara Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2009 yılında M.E. B. Talim-Terbiye Kurulu Başkanlığı Ders Kitapları Yazma ve İnceleme komisyonlarında bir yıl görev yaptı. 2010 yılında MEB tarafından görevlendirildiği KKTC başkenti Lefkoşa’da yine bir yıl öğretmen olarak çalıştı. 2011 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçiş yaparak 2014’te doçent, 2019’da Profesör oldu. Daha çok Endülüs’e yoğunlaşan Parlak’ın yayımlanmış, kitap, makale, kitap bölümleri ve tebliğleri bulunmaktadır.
