menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dilimizdeki Urlar

4 0
23.03.2026

“Biz, insanı kelimelerinden tanırız.” 

Sosyal hayatın birçok yerinde karşılaşmış olduğum insanların dillerindeki bazı kelimeler- kelime grupları, başka bir tabirle hastalıklı kitleler bu yazının mevzusu.  Bu konuyu yazıp yazmama konusunda biraz kararsız kaldım doğrusu. Ama hem Türk lisanını takip eden bir dilci hem de eğitimci olmanın vermiş olduğu sorumlulukla değinmek istedim. Yani vicdanım yine rahat etmedi. Birazdan belirteceğim kelimeleri kullananları görünce ne kadar üzüldüğümü ve bir o kadar da sinirlendiğimi sizlerin samimiyetine sığınarak söylemek isterim. Koca koca insanların, lise-üniversite mezunu vatandaşların ağızlarında bu urlar dolaşıyor. Hadi, okumamış-yazmamış-görmemiş olsalar bir yere kadar su götürür bir durum olarak kabul edilebilir ama öyle de değiller.

Bu konuda, toplumsal hayatta sıkça karşılaştığım kelimelerden biri “kilitlemek”. Bir kişinin kendi ödemesi gereken hesabı başka birine veya birilerine ödetmesi, kendi işini başkasına veya başkalarına yaptırması gibi durumlarda bu kelimenin kullanıldığını görüyorum. Bu kelimenin yerine başka sözcük mü kalmadı acaba, merak ediyorum. Mezkûr kelimenin yerine hesabı bize bıraktı, bize yıktı, bize devretti denemez mi; iş bize kaldı, iş üstümüze kaldı, işi biz yapmak zorunda kaldık gibi ifadeler söylenemez mi? Ayrıca dilimizde bir işi yapmaktan kaçanlar için kullanılabilecek “kaytarmak” gibi güzel bir kelime de var.

Kullanımı sorunlu olan bir başka kelime veya kelime grubu ise “gaza gelmek-getirmek, gazlamak”.  Bunun yerine kullanılabilecek bir sürü kelime var oysaki. Şevk, heyecan, aşk, heves, coşmak gibi kelimeler, insanın bu noktadaki duygusunu çok doğru ve estetik bir şekilde yansıtabilir. Yine sıkça duyduğum hastalıklı kelimelerden biri de “yardırmak”. Koca koca insanların ağzında bu kelime var. Ne iş yapıyorsun, nasıl gidiyor, nasılsın gibi sorulara verilen cevaplarda bu kelimeyi duyuyorum. Hayırdır odun falan mı kırıp kesiyorsunuz, kütüğü ikiye mi bölüyorsunuz? Öyle yapmadığınızı biliyoruz. Hâlbuki bu kelimenin yerine çalışıyoruz, çabalıyoruz, gayet iyi gidiyor, işin tam ortasındayız, mücadele ediyoruz, koşturuyoruz denebilir.

Sorunlu sözcük gruplarından biri de “motorun soğuması”. Belli bir işte yorulan insanların dinlenmesi için kullanılıyor şu anda bu. Karşıdaki insan mı yoksa motorlu bir araç mı, traktör veya otomobil gibi bir şey mi?  Bir insan için motorun soğusun demek, bana garip geliyor. Biraz dinlen, nefes al, kendine gel gibi güzel ifadeler, bu vaziyet yerine son derece doğal ve yerinde olarak kullanılabilir. Yaygın olarak kullanılan kelime gruplarından biri de “cart curt”. Bu ne yani şimdi? Bunların kabadan, argodan başka neyi var ki? Örnek, misal, vesaire, ve benzerleri gibi kelimler nereye gitti acaba? Ne ara kaybettik bunları?

Bir de “adamın dibi” meselesi var. Bu, iyi ve güzel insanlar için kullanılıyor genelde. Dip kelimesi oyuk veya çukur bir şeyin en alt bölümünü karşılar sözlüklerimizde. Adamın dibi yerine; adamın hası, adamın iyisi, adamın âlâsı kullanılabilir. Hem bu kaba ve nezaketsiz kelimeleri hem de yerlerine kullanılabilecekleri çoğaltmak mümkün. Bu yazıda en çok karşılaştıklarımı belirtmek ve düzeltmek istedim. Kaldı ki bu saydığım kelimeleri-kelime gruplarını örneklerini verdiğim bağlamlarda kullanmak, bu kelimelere yapılan büyük de bir haksızlıktır. Her kelime karşıladığı anlamda ve yerinde-yurdunda güzeldir.

Bu arada bu kelime veya kelime grupları mecaz adı altında hoş görülemez. Bunlar, değindiğim bağlamlarda kaba ve nezaketsiz kullanımlardır. Bunlardan doğru düzgün mecaz da çıkmaz. Bunlar; ilmi, irfanı, samimiyeti, duyguyu aşağı yönde etkileyen kullanımlardır. İşin özeti budur. Nasıl ki yaptığı iş kişinin aynası ise kullandığı kelimeler de kişiyi aynı şekilde yansıtan bir ayna konumundadır. Biz, insanı kelimelerinden tanırız. Üslub-ı beyan aynıyla insandır, demiştir büyüklerimiz. Bunu laf olsun diye söylememişlerdir. Bu topraklarda yaşayan herkesin dilimizi koruma-kollama görevinin yanında güzel kullanma gibi bir görevi de vardır, bu görev unutulmamalıdır.

1988 yılında Tokat’ta doğdu. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği bölümünü 2013 yılında bitirdi. Yüksek lisansını, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde 2022 yılında tamamladı. Aynı üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Eski Türk Edebiyatı bilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. Hâlihazırda öğretmenliğe devam etmektedir. Çeşitli dergilerde akademik ve edebî yazıları yayımlanmıştır. “Soğuktur Suları Bir Tas İçilir” ve “Aşk’a Eşkler” adlı iki kitabı vardır.


© İnsaniyet