Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası neyi talep ediyor? 14 Ağustos 2026
“Taban maaşın yeniden hayata geçirilmesi, özel öğretim öğretmenlerinin ücretlerinin belirli bir standarda kavuşturulması ve öğretmenlerin emeğinin karşılığını alabileceği bir ücret düzeninin oluşturulması açısından bu sürecin somut bir sonuç üretmesini bekliyoruz.”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Ozan Fındık ile özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını konuştuk.
Özel sektörde çalışan bir öğretmenin bugün yaşadığı en temel sorunları kısaca nasıl sıralarsınız?
Özel sektör öğretmenlerinin bugün en temel talebi, aslında bütün taleplerimizi bir araya getirdiğimizde, kamudaki meslektaşlarımızla eşit haklarda çalışabilmek diyebiliriz. Bunun içinde neler var? Öncelikle, 2014 yılında elimizden alınan bir hak var. 2014 yılına kadar özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin alacakları maaşlar, kamuda çalışan meslektaşlarının maaşlarından daha az olamazdı. Ancak 2014 yılında yapılan bir yasal değişiklikle bu düzenleme kaldırıldı. Bunun sonucunda özel sektör öğretmenleri bugün asgari ücrete ve onun bir miktar üzerindeki ücretlere mahkûm edilmiş durumda.
İkinci temel sorunumuz, belirli süreli iş sözleşmeleri. Belirli süreli sözleşme ne demek? Esas olarak geçici, dönemsel, mevsimlik işlerde kullanılan bir sözleşme türü. Fakat özel öğretim kurumlarında bu sözleşmeler, öğretmenlerin neredeyse tamamının çalışma biçimi hâline getirilmiş durumda. Sözleşmeler her yıl yenileniyor. Bunun öğretmenler açısından ne gibi sonuçları var? Her şeyden önce, her eğitim-öğretim yılının sonunda ciddi bir stres kaynağı oluşturuyor. Öğretmenler Nisan ve Mayıs aylarında sürekli aynı soruyla karşı karşıya kalıyor:
“Gelecek yıl sözleşmem yenilenecek mi?” Bu belirsizlik, öğretmenin hem ekonomik hem de psikolojik olarak geleceğini planlamasını engelliyor. Bunun yanında, belirli süreli sözleşmeler nedeniyle öğretmenlerin iş güvencesi ve işten çıkarılma karşısındaki hakları da ciddi biçimde zayıflıyor. Haksız yere işten çıkarıldığınızda işe iade talebinde bulunmak istediğinizde, belirli süreli sözleşme nedeniyle işe iade mekanizmasından yararlanmanız mümkün olmayabiliyor. İhbar tazminatı açısından da önemli hak kayıpları ortaya çıkıyor. Üstelik belirli süreli iş sözleşmesi, Türkiye’de istisnai olarak kullanılması gereken bir sözleşme türü. Buna rağmen özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler açısından neredeyse olağan çalışma biçimine dönüştürülmüş durumda.
Üçüncü temel sorunumuz ise özlük haklarımızdaki eşitsizlikler.
Kamudaki meslektaşlarımızla aramızda temel özlük hakları açısından ciddi farklılıklar bulunuyor. Örneğin yaz tatili, ara tatiller, nöbet ücretleri ve çalışma süreleri konusunda mevzuatımızda yeterli açıklık ve netlik bulunmuyor.Çalışma saatlerimiz konusunda da aynı belirsizlik söz konusu. Öğretmenin ne kadar süre çalıştırılabileceği, hangi çalışmanın ders, hangi çalışmanın ek görev olduğu gibi birçok konuda açık ve bütünlüklü bir düzenleme bulunmuyor. Üstelik özel sektör öğretmenleri birden fazla yasal düzenlemenin arasında bırakılmış durumda. Bir taraftan disiplin ve bazı mesleki konularda kamudaki öğretmenlerle benzer hükümlere tabi tutuluyoruz. Diğer taraftan çalışma koşullarımız açısından İş Kanunu’na tabi oluyoruz. Bunun yanında bir de 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu var. Fakat hangi konuda hangi kanunun uygulanacağı konusunda dahi zaman zaman ciddi tartışmalar yaşanıyor. Dolayısıyla bizim talebimiz aslında çok temel:
Özel sektör öğretmenlerinin çalışma hayatına ilişkin açık, bütünlüklü ve güvenceli bir düzenleme yapılması gerekiyor. Öğretmenlerin her yıl işini kaybetme korkusuyla yaşamadığı, emeğinin karşılığını alabildiği, çalışma ve dinlenme sürelerinin açıkça belirlendiği, özlük haklarının güvence altına alındığı bir çalışma düzeni istiyoruz. Bizim talebimiz ayrıcalık değil. Kamudaki meslektaşlarımızla eşit haklara, güvenceli çalışma koşullarına ve insan onuruna yaraşır bir ücret ve çalışma düzenine sahip olmak istiyoruz.
Bahsettiğiniz bu sorunların öğretmenler ve eğitimin geleceği için yansıması nasıl?
Bütün bu sorunların çözülememesinin en temel sonuçlarından biri de eğitimin niteliğinin ciddi biçimde düşmesi. Çünkü güvencesiz çalışan, sürekli işini kaybetme kaygısı yaşayan, her yıl “Sözleşmem yenilenecek mi?” endişesiyle karşı karşıya kalan bir öğretmenden, mesleğini en iyi şekilde yapmasını bekleyemezsiniz. Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler, çok yoğun bir iş kaygısı ve stres içerisinde bu mesleği yapmak zorunda bırakılıyor. Bu da doğrudan doğruya eğitimin niteliğine yansıyor.
Her yıl binlerce öğretmen çeşitli nedenlerle mesleğini bırakıyor. Bu durum yalnızca öğretmenleri etkilemiyor; öğrenciler ve veliler açısından da eğitimin sürekliliğine çok ciddi bir darbe vuruyor. Bir öğretmenin bir yıl çalışıp ertesi yıl işsiz kalması, ardından yerine başka bir öğretmenin gelmesi, öğrencinin sürekli öğretmen değiştirmek zorunda kalması; bütün bunlar eğitimde ihtiyaç duyduğumuz sürekliliği ve istikrarı ortadan kaldırıyor.
Bugün özel öğretim kurumları, Türkiye’de eğitim........
