Aleviler kime ne yaptı? 10 Eylül 2026
Alevi toplumunun hak mücadelesini uzun yıllardır kararlılıkla sürdüren, bir dönem Mersin Cemevi Başkanlığı görevini de üstlenmiş olan değerli dostum ve kanaat önderi Suat Yıldız, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir değerlendirmede insanım diyen, vicdan taşıyan her bireyin üzerinde durup düşünmesi gereken son derece hayati konulara parmak bastı.
Gelin, Suat Yıldız’ın işaret ettiği gerçekler ışığında, bu ülkenin kanayan yarasına ve siyasetin üstenci diline birlikte bakalım.
Aleviler Anadolu’nun sığınmacısı değildir.
Suat Yıldız, yazısına toplumsal hafızayı diri tutan ve adeta bir insanlık dersi niteliği taşıyan şu sözlerle başlıyor:
“Aleviler bu toprakların ne sığınmacısıdır ne de tolerans gösterilmesi gereken bir azınlığı. Aleviler, Anadolu topraklarında hamurunu kardığı günden bu yana bu coğrafyanın asli unsurudur, öz evladıdır. Fakat tarihsel süreç, ne yazık ki bu yalın gerçeğin altını çizmek yerine Alevi toplumunu sistemli bir şekilde 'öteki' kılma ve tırnak içinde 'had bildirme' mekanizmasını işletmiştir.”
Bu tespit, Anadolu coğrafyasının idari ve sosyal tarihinin en özgün özetidir. Alevileri bu coğrafyanın ‘ev sahibi’ olarak değil de, lütfedilip yaşama hakkı tanınan bir ‘azınlık’ gibi görme sığlığı, ne yazık ki bu topraklarda bin yıldır devam eden bir devlet ve egemen zihniyet hastalığıdır.
Yıldız, tam da bu noktada hepimizin adına, yüksek sesle sorması gereken o yakıcı soruyu soruyor:
“Sorulması gereken yalın, yakıcı ve net soru şudur: Aleviler size ve kime ne yaptı? Aleviler kimsenin 'şamar oğlanı' değildir. Önüne gelen siyasetçinin, bürokratın ya da iktidar odaklarının azarlayabileceği, parmak sallayabileceği bir insan topluluğu hiç değildir. Alevilere had bildirmek, nerede duracaklarını öğretmeye kalkışmak kimsenin haddi de yetkisinde de değildir. Herkes kendi hududunu ve haddini bilmek zorundadır.”
Hakikaten, Aleviler kime ne yaptı?
Tarihe baktığımızda, arşivleri açın, belgeleri dökün. Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulduğu 1077 yılından günümüze kadar geçen yaklaşık bin yıllık süreçte Aleviler kime iftira attı? Hangi topluluğun ibadethanesini yaktı, yağmaladı? Kimin inancını yasakladı, kimin çocuğunu kendi tekkesine getirip zorla dönüştürmeye çalıştı? Hangi katliamın unsuru oldu? Hangi komşusunun hamile gelininin karnını deşerek ocağına ateş düşürdü? Kimin dedesini fırına atıp yaktı? Daha açık konuşursak, kimin tavuğuna kış dedi?
Yanıt tektir: Hiçbir zaman, hiçbir kimseye!
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde laik ve bağımsız Cumhuriyet kurulduğunda Aleviler derin bir nefes aldılar. Cumhuriyet’in laiklik ilkesini, ümmetten yurttaşlığa geçiş hedefini kendi varlıklarının garantisi olarak gördüler. Ancak ne yazık ki bu uzun sürmedi. Cumhuriyet tarihi boyunca da kışkırtmalar, provokasyonlar, idari vesayet anlayışları ve maruz kalınan katliamlar Alevi yurttaşların zihninde ve kalbinde derin yaralar açmaya devam etti.
Bin Yıllık İftiralar ve Alevilerin Vicdan Sınavı
Suat Yıldız’ın da vurguladığı gibi, Alevi toplumuna dönük baskı sadece kılıçla, tüfekle, fermanla yapılmadı. En az fiziksel kıyımlar kadar ağır olanı, Selefi-Vahabi-Emevi İslam anlayışlı şeyhler, hocaefendiler tarafından toplumun muhafazakar kesimlerinin zihnine ekilen kirli, alçakça iftiralar oldu.
Yıldız bu durumu şu sözlerle dile getiriyor:
“Alevilere yönelik sürdürülen ayrımcılık sadece fiziki ya da idari baskılarla sınırlı kalmadı. En az fiziksel şiddet kadar ağır olan, toplumun muhafazakar kesimlerine ekilen ahlaki ve dinsel iftiralar oldu. 'Mum söndü' yalanından, 'ana-bacı bilmezler' alçaklığına; 'kestikleri yenmez' dayatmasından, 'Aleviden kız alınmaz, kız verilmez' önyargısına kadar onlarca iftira yüz yıllarca dolaşıma sokuldu. Bir toplumun ahlakını, inancını ve insanlığını hedef alan bu asılsız çamurlar, komşuyu komşuya düşman etmenin, ötekileştirmenin en kullanışlı aparatları yapıldı.”
Burada altı çizilmesi gereken en hayati konu, Alevi toplumunun bu denli ağır travmalara rağmen sergilediği saygın duruştur. Aleviler hiçbir zaman “biz şöyle mükemmeliz, böyle harikayız” diye romantik böbürlenmelere girmediler. Biliyorlar ki her inançtan, her ırktan, her coğrafyadan iyi insanlar olduğu gibi kötü insanlar da vardır. Ve 72 millete bir nazarda bakmayı düstur........
