menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hikayeyi susturmak mümkün mü? Sema Kaygusuz'dan Saf Canavar 23 Mayıs 2026

14 0
23.05.2026

Uzunca bir aradan sonra, yazar Sema Kaygusuz’un, Metis Yayınları tarafından yayımlanan, Saf Canavar romanıyla edebiyatın eşsiz tadına vardım. Ardışık iki okumanın ardından romanla ilgili duygularımın makamlarını aradım. Sarsılmıştım, çarpılmıştım. Zamanı kıran, yarattığı hislerle döngüselliği gerçekleştiren Saf Canavar hakkında yazmak için çok heyecanlansam da içimde bir yer bana romandaki dilin gücüne yetişemeyeceğimi söylüyordu. Ama öte yandan da hikâye anlatmanın yasaklandığı distopik bir evrenden kafamı kaldırmışken susmak olmazdı. Teknofaşist olarak tanımlanan dünyamızda ne yüzyıllarca uzak ne de tam bugünümüz olan Munzur dolaylarında, Milli Park’ın bekçileriyle kemikten, dişten, fosilden yeniden yaratılma evreninin sarsıcı hikâyesine davet ediyorum sizi.

Saf Canavar’ın dünyasında hikâye anlatmak yasak ama Karabalık Bekçisi ceza olarak kazınmış saçlarına, ses tellerinin kesilme ihtimaline ve hatta uyutulma riskine rağmen anlatmaya devam ediyor. Yok olan medeniyetlerin sözlüklerinde aranan, yeniden üretilen sözcüklerle duyguların makamları bulunuyor, sözlü kültür ve mitik anlatı damarı devam ediyor. Cümcümenâme, İsa’nın kemikten diriltme hikâyesi ve kutsal metinlerle kurulan bağ, yazarın önceki romanlarındaki mitik izleri takip ediyor. Ancak bu kez mit, geçmişe ait sabit bir referans değil de bugünü düşünmek için kullanılan canlı bir alan gibi hissediliyor. Yazarın diğer romanlarındaki hafıza meselesi devam ediyor, fakat artık yalnızca tarihsel hafıza değil, türsel hafıza, beden hafızası ve ekolojik hafıza da sahnede. Kaygusuz’un dili bu romanda daha karanlık, daha yoğun ve daha felsefi bir alana yayılıyor.

Romanın içinde Karabalık Bekçisi’nden başka kimler ya da neler yok ki? Leopar Bekçisi Leo ve onun tesadüfen bulduğu toplu mezardan ona kalan azı dişiyle, kendi bedeninden vere vere yaratılan Mira, diğer diriltilenler ve bekçiler, hiçbir canlının kalmadığı sanılan kurak topraklarda yaşamı devam edenler, yerin altında, madende örgütlenenler, bilim insanları, iktidardakiler, hayaletler, yıldızlarla örülü magmadan gök yüzüne uzanan dev bir âlem. Yazarın gücünü her sayfada hissettiğim, mirapi duygusuyla, hiç bitmemesini dileyerek okuduğum bir serüvendi Saf Canavar. Leoparı arama yolculuğu bahar sevincim oldu desem yeridir. Saf Canavar, 24 Nisan’da okurlarıyla buluştu. Hakkında tez yazılabilecek bu kitabı hafta sonu yazısına nasıl sığdıracağım bakalım, göreceğiz. Elbette ki eksik kalacak ve her okumada, herkes için yeniden yazılacak.

Yazarın kitaplarıyla tanışık okurlar bilir ki son yirmi yılda kendine özgün anlatı alanını kuran Sema Kaygusuz, hiçbir zaman yalnızca hikâye anlatan bir yazar olmadı. Onun metinlerinde anlatı, olay örgüsünü taşıyan bir araç olmaktan çok, hafızanın, bedenin, doğanın, travmanın ve dilin sınırlarını zorlayan bir düşünme biçimi oldu. Bu nedenle Kaygusuz’un yazı dünyası, başından itibaren edebiyatın hâkim gerçekçi çizgisinin dışına taşan; mitsel olanı çağdaş olanla, sezgisel olanı politik olanla, bireysel olanı ontolojik olanla kesiştiren özel bir alanda varlık gösteriyor. Ve çoğu zaman yazılanın ardındakini kavrayabilmek için farklı disiplinlerde okuma ve araştırma gerektiriyor.

Yazarın Saf Canavar kitabı ile bir önceki romanı Barbarın Kahkahası arasında on yıl var. Kaygusuz’un önceki kitaplarında parçalar hâlinde dolaşan meseleler bu romanda daha yoğun, daha karanlık ve daha radikal bir düzlemde bir araya geliyor. Hikâye anlatmanın suç sayıldığı bir dünya kuruyor yazar. Ancak romanın asıl meselesi distopik bir gelecek hayali değil. Esas mesele, insanın kendi hakikatiyle temasının sistematik biçimde engellendiği bir çağda anlatının hâlâ mümkün olup olmadığı sorusu.

Kitap “dünyasını yitirenler, ancak o zaman evreni keşfeder” diyerek açılıyor. Son sayfaya geldiğinizde başa dönüp bu cümleyi tekrar okuyun derim. Politik itirazlarını, toplumsal travmaları, ekolojik yıkımı, katliamları kitabın sayfalarında eritmiş; okurun........

© HalkTV