menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Üretim devrimi" diyerek sesini değil sözünü yükselten aday

49 0
yesterday

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) başkanlık yarışı, yalnızca bir yönetim değişikliği mücadelesi değil. Türkiye sanayisinin yüksek maliyetler, finansmana erişim güçlüğü, küresel rekabet ve teknolojik dönüşüm baskısı altında yeni bir yol aradığı dönemde, sanayicinin nasıl temsil edileceği ve üretimin geleceğinin nasıl şekillendirileceği de tartışılıyor.

İSO seçimleri için iki aday yarışıyor. Adnan Dalgakıran’ın kampanyasını başlattığı toplantıyı izleyemedim ve yazamadım. İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, şimdi Yönetim Kurulu Başkanlığına aday. Meclis Başkanlığı döneminin ardından bu kez doğrudan icraatın başına geçmek isteyen Yılmaz, ortaya koyduğu vizyonu “Üretim Devrimi” olarak tanımlıyor.

Ancak adaylığını anlatırken kullandığı dil, alışılmış seçim kampanyalarından farklı. Manşet olmayı değil iş yapmayı, çok konuşmayı değil sorun çözmeyi öne çıkarıyor. “Ben manşet olmak için gelmiyorum. Sanayinin sorunlarını çözmek ve iş yapmak için geliyorum” derken, nasıl bir başkanlık anlayışı vadettiğini de anlatıyor.

Çok gürültü yapmak istemediğini söyleyen Yılmaz’ın yaklaşımını, Mevlana’nın “Sesini değil, sözünü yükselt” ifadesiyle açıkladı. Buradaki iddia, gürültülü bir kampanya yürütmekten çok sanayicinin gündelik hayatına dokunan sonuçlar üretmek.

Peki, bu sessiz ama kapsamlı iddianın arkasında nasıl bir sanayi vizyonu var?

SANAYİCİYE ÖNCE NEFES

Yılmaz’ın çıkış noktasında sanayicinin bugünkü sıkışmışlığı bulunuyor. “Sanayicinin şu anda nefes alacak hali yok” sözü, üretim dünyasının yaşadığı baskıyı özetliyor.

Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin rekabet gücünü aşındırdığı ve yatırım kararlarının daha fazla belirsizlik altında alındığı bir ortamda, sanayiciye yalnızca geleceğin teknolojilerini anlatmak yeterli değil. Bugünü kurtarmadan yarını kurmak da mümkün değil.

Yılmaz’ın vizyonunda uzun vadeli, düşük maliyetli ve öngörülebilir finansmana erişim; KOBİ’lere destek verilmesi, bürokrasinin azaltılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi bu nedenle önemli yer tutuyor.

Buradaki asıl sınav, bu başlıkların temenni düzeyinden çıkarılıp somut çözüm önerilerine dönüştürülmesi olacak. İSO’nun doğrudan belirleyemediği kredi koşulları ve ekonomi politikaları karşısında hangi kurumlarla nasıl bir iş birliği kurulacağı, sanayicinin finansman sorunlarının çözümü için hangi mekanizmaların geliştirileceği belirleyici önem taşıyor.

Çünkü sanayiciye nefes aldırmak, yalnızca sorunlarını dinlemek değil, çözümün önünü açmak demek.

ODAKULE’DE PROAKTİF AKIL MERKEZİ

Yılmaz’ın dikkat çeken önerilerinden biri, İSO bünyesinde bir “Proaktif Akıl Merkezi” oluşturmak. Üstelik bu yapıyı yalnızca İSO’nun kendi bünyesiyle sınırlı tutmayıp diğer sivil toplum kuruluşlarının da katılacağı bir platforma dönüştürmek istiyor.

Bu öneri, doğru tasarlandığında, İstanbul sanayisinin sorunlarını tartışan bir toplantı düzeninin ötesine geçebilir. Sanayi odalarının, sektör kuruluşlarının,........

© Habertürk