menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YETİM BIRAKTIĞIMIZ SECDE

29 0
11.08.2026

Aynaya Bakınca Ne Görüyoruz?

Cesaretimiz Var mı Bakmaya?

Cuma günü gelir. Saflar dolar, omuzlar omuzlara değer, bir bedenin azaları gibi dizilir cemaat. Sonra selam verilir, saf çözülür, ayakkabılıkta tatlı bir izdiham. Aynı kalabalık, caminin avlusundan çıkalı daha yüz adım olmadan, başka bir kapının önünde yeniden toplanır. Tezgâhın, kredinin, taksitin, ekranın önünde.

Ezan öğlende yeniden okunur. İkindide okunur. Akşamda, yatsıda okunur. Lakin o vakitlerde sokaklar sessizdir, dükkânlar açıktır, kasa işlemeye devam eder. Cuma bir kez gelir, görülür, biter. Onu kaçırmayız, çünkü görünür. Ama günün içine dağılmış o beş vakti çoğumuz yetim bırakmışızdır. Kimse görmez diye.

Yetim Bıraktığımız Vakitler

Bir toplumun dindarlığını cuma kalabalığından okumak yanıltır bizi. Asıl terazi orada değil. Cuma, haftanın bir saatine sıkışmış görünür bir ibadettir; bir kimlik nişanıdır, bir mahalle mührüdür. Beş vakit ise başkadır. O, hayatın tam ortasına secde koyar.

Düşünelim: öğle namazı, kazancın en hararetli saatindedir. İkindi, alışverişin, pazarlığın, sözleşmenin vaktidir. Akşam, günün hesabının kapandığı andır. İşte tam da bu saatler, faizin döndüğü, hakkın çiğnendiği, yalanın söylendiği saatlerdir. Beş vakti yetim bırakmak, yalnız bir ibadeti aksatmak mıdır? Yoksa hayatın en kritik anlarında Allah'ı hatırlamaktan vazgeçmek mi?

Ve o anlar boş kalmaz. Boşluk, fıtratın en sevmediği şeydir. Secdenin çekildiği yere bir başka eğilme gelir, bir başka mihrap kurulur. Asıl mesele belki de şudur: o yetim saatleri biz kime bağışladık?

Boşluğu Dolduran Mihraplar

Boş kalan her vakit, sahibini arar. Ve sahipsiz kalmaz. Yetim secdenin yerine, birer birer yeni ilahlar oturur. Hiçbiri 'ben ilahım' demez. Hepsi sessizce gelir, alışkanlık kılığında, zevk kılığında, mecburiyet kılığında.

Kasanın Mihrabı. İlk ve en ağır olanı budur. Faiz, kazanç saatinin putudur. Onun için tek bir günahta söylenmeyen söz söylenmiştir. Ne zinada ne hırsızlıkta, ne katilde geçen o ifade, yalnız ribada geçer:

فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ

"Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlü'ne karşı savaş açtığınızı bilin."

Riba, neden bu kadar ağırdır? Çünkü tek başına iki cepheyi birden yıkar. Hem Allah'ın hakkını çiğner hem kulun hakkını. Hem hukukullah'a saldırır hem Hukûku'l-ibâda (kul hakkı). Faizle kazanan, sadece Rabbine isyan etmez; emeği sömürülen kardeşinin de boğazından lokmayı çeker. İşte bu yüzden, faizle dolan kasa, kılınan namazı da gölgelemez mi?

Gösterişin Mihrabı. İkincisi daha sinsidir, çünkü ibadetin tâkendisini ele geçirir. Riya, secdeyi bile kasaya çevirmektir; ameli Allah için sanıp insanlar için yapmaktır. Kur'an, namaz kılanı bile uyarır:

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَ ۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ ۙ........

© Habername