YENİ YER ÜSTÜ DÜNYASI
Şeytanların zincire vurulduğu, iyiliklerin bölüşüldüğü, güzelliklerin, sevinçlerin ve mutlulukların paylaşıldığı bir mübarek Ramazan Ayını-Bayramını daha geride bıraktık. Rabbim tuttuğumuz oruçları, yapmış olduğumuz tüm ibadetleri ve hayırları, ettiğimiz tüm duaları dergahı izzetinde kabul buyursun.Sözün burasında, şu klasik "nerede o eski bayramlar?" romantizmine hiç giremeyeceğim. Zira ahlak ve güvenlik açısından toplumca geldiğimiz durum, daha doğrusu düştüğümüz seviye gerçekten de artık tam anlamıyla içler acısı hal almış durumda. Hani şu "yeraltı dünyası" denilen "şey" var ya... İşte o şey, çoktan yer üstüne galebe çalmış ve maalesef ki tüm toplumu tam anlamıyla esir almış vaziyette.Bayramın üçüncü günü eşim ve iki çocuğumla akraba ziyaretine çıkmıştık. Gideceğim adrese ulaşmış, dar sokaklarda zor da olsa park edecek bir yer bulmuştum. Araçtan eşim ve çocuklar önce inmiş, ben ise arabanın park halini daha bir güvenli hale getirmek için tekrar araca dönüp gelmiştim. O sırada eşimin ve çocukların tam ayaklarının dibinde bir torpil patladı. Öyle bir patladı ki, hanımın da çocukların da neredeyse ayakları yerden kesildi ve akılları gitti. O korkuyla bastıkları çığlık, o dar sokaklarda adeta çınladı. Yan kaldırımda, hemen dibimizde 20li yaşlarda 3 kişi vardı. İçlerinden biri arkasını dönmüş binanın eşiğine doğru hareket ediyordu. Diğer biri ise alaycı bir şekilde gülerek "yapılır mı bu be?" diyordu.Babalık refleksi ile "birader siz mi attınız bu torpili?" diye çıkıştım. Arkadaşına alaycı şekilde seslenen o genç, bu kez bana doğru dönerek ve adımlayarak "Ne oldu ki?" diye dik bir şekilde karşılık verdi. "Çocukların, kadının ayaklarında patladı. Görmedin mi? Olacak şey mi bu?" diyince de bu kez, "bilerek mi yaptık? Bilerek mi oldu?" diye diklenmeye ve atarlanmaya devam etti(ler). Hatta sesleri duyan çevredeki arkadaşları da toplanmaya başladılar. Durum gitgide ciddiye biniyordu. Ortada hiçbir şey yokken, daha önce hiç tanımadığım-görmediğim, muhtemelen de yaşları benim yarım kadar olan bu hırt tiplerle böylesine saçmasapan bir noktaya gelmiştik. Elbette ailemi düşünerek gerilimi daha da arttırmadım. Tam da o sırada, misafirliğe gittiğimiz akrabalarımız gelmişti. Öylece asıl görevimiz olan bayramlaşma adına eve geçtik. Sonrasında öğrendik ki, 20li yaşlarındaki bu hırt tiplerden kimisi 5, kimisi 3 yıl yatmış ve daha yeni dışarı çıkmışlar.Yapmadıkları, koşturmadıkları pislik ise yokmuş.Ortada fındık kabuğunu dolduracak kadar bir mesele bile yokken, sokaklarımızda bela ile bu kadar kolay yüzyüze gelinebilir olmuştu artık. Allah cümlesine, akıl-fikir ve hidayet nasip etsin ama 5-10 yaşlarında çocuk olsalar inanın belki hiç yüzlerine bile bakmayacağım. Ancak bir özür dilemek, bu kadar zor olmamalıydı. Haksızlığa pek tahammül edemeyen biri olsam da, yine de uzatmayıp sustum ve önüme dönüp gittim. Gelin görün ki, bu tarz olaylarda herkes dönüp gitmiyor artık. En basit, ters baktın-düz baktın hesabına, ortalığı kan gölüne çeviren tipler etrafta-aramızda kol geziyor. Oysa eskiden, mahallenin bıçkın delikanlılarında, kabadayılarında büyük-küçük, kadın, çocuk "raconu" vardı. Şimdi bu yeni yetme suç örgütlerinin hiçbir ölçü-kutsalları yok!Bir anne-baba yemiyor-içmiyor, evlatlarına en iyi eğitimi sağlamak adına her türlü özveriyi ve fedakarlığı yapıyor. Çocuk tam üniversite ya da hayata atılma çağına geliyor, bir tane kendini bilmez serseri "yok sen bana ters baktın-omuz attın" bahanesiyle, gözünü kırpmadan karşısındakinin canını alıyor. Yetmiyor, mezarını yağmalatıyor. Daha da yetmiyor anne-babayı, kuzenleri, avukatları hatta hakimleri tehdit ediyor ya da ettiriyor. Üstelik bu tiplerin yaşları sadece ve sadece 15-17 aralığında değişiyor. Aynı kafada bir başka hırt ise "Her yerde bu haberler. Ne olmuş? Yeter ya. Dünyanın her yerinde çocuklar ölüyor. Sadece ölen çocuk bu mu?" diyerek içindeki pisliği ortalığa saçıyor. En adi, en iğrenç suçlar bile nasıl da meşrulaştırılıyor!Ben(cil)lik, ene, nefs öylesine tehlikeli bir düşman ki, eline düşürdüğü iradesiz kurbanını birdenbire çok rahatlıkla dehşetli bir azgın canavara dönüştürebiliyor. Hal böyle olunca, uyuşturucu da satsa, dolandırıcılık-hırsızlık da yapsa, tecavüz suçu da işlese, cinayet hatta katliam/terör eylemi bile gerçekleştirse, iç dünyasında yaprak bile kıpırdamaz oluyor. Çünkü karşısındaki hayatların, kesip attığı tırnak kadar değeri olmuyor gözünde. İşte tam da bundan sebep, çok basit nedenlerden çevresindekilere dehşet saçanlara, "pişman mısın?" diye sorulduğunda, "Niye pişman olayım? Aklım hala yapamadıklarımda. Ben kendi canımı düşünüyorum. Bana ne onlardan (öldürdüklerinden). Sıradakiler beklesin. Çok kısa zamanda onlarla da görüşeceğiz." gibi umarsız ve pervasız cevaplar alınıyorBelki tekrara düşüyorum ama toplum olarak önce sevgiyi sonra saygıyı en nihayetinde de en tehlikelisi olan birbirimize güvenmeyi yitirdik. Kapı komşuna bile güvenemediğin bir dünyada, kimle nereye gidebilir, neyi başarabilirsiniz? İki kişi bir araya geliyorsa, çıkar-menfaat amacı güdülüyor. Bir iyilik bile yapılacak olsa "Ne de olsa yarın öbür gün daha büyük vole vuracağım" gözüyle, "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" nazarıyla bakılıyor. Oysa bu yapılan iyilik değil, merhum Cemil Meriç'in tarifiyle bizzat tefeciliğin ta kendisiydi. İşte tam da bundan dolayı, tüm bu kötülüklerin kaynağı ben(cil)lik, ene, nefs belası oluyordu. Yine oysa, bunun yerine karşımızdaki insan için saygıyı öncüleyebilseydik, onun sınırlarını kendi sınırlarımız kadar değerli görebilseydik, yani empati ruhunu geliştirebilseydik dünyamız bu kadar şerli ve belalı bir yer olmaz, çocuk yaştaki genç neslimiz kolları ta yurtdışına uzanan ahtapotvari suç örgütlerinin elinde birer piyona dönüşmezlerdi.Son söz olarak bu nesil, bu toplum yeniden düzelecekse, her türlü siyasi propagandadan ziyade önce anne-babaların, sonra öğretmenlerin-hocaların, daha sonra da hukuk-yargı sistemimizin baştan aşağı güncellemesiyle düzelecek ve dirilecektir.Selam ve dua ile Allah'a ısmarladık...
