Bülent Akalın: Hürmüz Sendromu!
Piri Reis'in 1553 yılında Kahire'de idam edilmesine yol açan süreç; temelde 1552 yılındaki İkinci Hint Seferi sırasında yaşanan askeri ve siyasi karmaşalara dayanır. Piri Reis, stratejik öneme sahip Hürmüz Kalesi'ni kuşatır ancak Portekiz donanmasının yardıma geleceği haberi ve kuşatmanın uzaması üzerine, donanmanın tamamen yok olmasından çekinerek kuşatmayı kaldırır ve Basra’ya döner. Ancak Portekizlilerin Basra Körfezi'ni kapatma ihtimaline karşı donanmanın büyük kısmını orada bırakıp; ganimetler ve en hızlı üç gemiyle Mısır'a gelir. Bu durum, "donanmayı terk etmek" olarak yorumlanır. Dönemin Basra Valisi Kubat Paşa ve Mısır Beylerbeyi Dukakinzade Mehmet Paşa ile aralarındaki anlaşmazlıklar, Piri Reis aleyhinde raporlar gönderilmesine neden olur. Özellikle kuşatmayı "Portekizlilerden rüşvet aldığı için kaldırdığı" yönündeki asılsız iddialar süreci hızlandırır. Kanuni Sultan Süleyman; seferin başarısızlıkla sonuçlanması ve donanmanın Basra'da mahsur kalması üzerine, askeri disiplin ve devlet otoritesinin sarsılmaması adına Piri Reis’in idam fermanını imzalar(…)
Sonuç olarak; 80 yaşının üzerindeki bu büyük deha, haritacı ve denizci, askeri bir başarısızlığın ve dönemin idari çekişmelerinin kurbanı olarak idam edilir. Sebebi ise Hürmüz Boğazı'dır.
Takip ettiğim strateji uzmanları; Orta Doğu’da tırmanan savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki blokajın, ABD’nin dünya düzenindeki hâkimiyetini sona erdirebilecek bir kırılma noktası olabileceğini savunuyor. Derler ki:
"Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü kaybetmek, Amerika için 1956'da Süveyş Kanalı'nın İngiltere için olduğu şey olabilir!"
Süveyş’e bakalım: Yıl 1956...
İngiltere'nin süper güç olmasının en kritik noktası Süveyş Kanalı’ydı. Dünya ticaretinin büyük bölümü bu kanaldan geçiyordu; kanalı kontrol eden, dünya ticaretini kontrol ederdi. Bu tarihte Mısır, aniden kanalı millileştirdi. İngiltere, "Açın yoksa geliriz," dedi. Mısır açmadı. İngiltere; Fransa ve İsrail ile birlikte Süveyş’e yüklendi. Ancak Amerika, Sovyetler ve BM "Durun!" dedi.
İngiltere geri çekilmek zorunda kaldı. Sterline güven azaldı, müttefikler uzaklaştı. Sömürge devletler bağımsızlık ilan etmeye başladı ve sermaye İngiltere'den kaçtı. 20 yıl içinde İngiltere; sıradanlaşan, eski gücünü kaybeden bir devlete dönüştü. 200 yıllık imparatorluk, tek bir kanal yüzünden gücünü kaybetti. Şimdi uzmanlar, "Aynı şey Amerika'nın başına gelebilir," diyorlar. Katılıyorum beyim; keşke...
Dünya petrol arzının %20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar ve Irak'ın petrolü buradan çıkıyor. Boğaz kapanırsa petrol fiyatları yükselir, Körfez ülkeleri ihracat yapamaz.
Amerika bu boğazı açamazsa her şey değişir. Süper güçler; aşırı borçluyken askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerin ve alacaklıların güvenini de kaybeder. Rezerv para birimi statüsünün yitirilmesine ve paranın özellikle altına karşı zayıflamasına neden olur.
“Savaşta acıya dayanma kapasiten, acı verme kapasitenden daha önemlidir”
Herkes biliyor ki hiçbir anlaşma bu savaşı çözmeyecek (benim umudum pazarlıklarda). Bu savaşın sonucu tarihi yeniden şekillendirecek ve etkileri sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmayacak! Hürmüz Boğazı, Amerika için son sınav. Kazanırsa hegemonya devam eder, Trump'ın gücü katlanır, dolar güçlenir. Kaybederse 1956 İngiltere senaryosu başlar; dolar çöker, altın fırlar, müttefikler dağılır ve Amerikan çağı biter…
500 yıllık tarih aynı şeyi söylüyor: İmparatorluklar kritik ticaret yollarını kaybettiğinde işleri biter. Sovyetler’in Afganistan macerasının sebebi de benzerdir ama başarısız olmuşlardır. Amerika’nın Zengezur Koridoru hevesi de aynıdır. Şimdi Türk devlet aklının neden Somali'de olduğunu sorgulama zamanı; dikkat ediniz, orası Süveyş'in batı yakasıdır ve en az Yemen kadar önemlidir. Kıbrıs önemlidir ve "Mavi Vatan" diye tanımladığımız Akdeniz’in güney yakası olan Libya önemlidir.
Diyelim ki Hürmüz uzunca bir süre kapandı; Körfez ülkeleri navlun işini nasıl çözecekler? Gördünüz mü Kerkük-Ceyhan hattının ehemmiyetini? Bakü-Ceyhan, Mavi Akım, Türk Akımı... Rusya ve Putin’in son günlerdeki "Ukrayna hatlara saldırabilir" ikazı da bu yüzden doğrudur…
"Şanghay-Bakü-Kars" güzergâhı, literatürde daha çok Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolu hattı ve bu hattın merkezinde bulunduğu "Orta Koridor" olarak adlandırılır. Bu proje; Çin'in ticaret merkezlerini Orta Asya ve Hazar Denizi üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya bağlayan modern bir "Demir İpek Yolu"dur. Bunların tümü Anadolu’nun stratejik konumlanmasına işaret eder. Yazıyı Henry Kissinger’ın sözleri ile noktalayayım:
"ABD'nin düşmanı olmak tehlikelidir ancak dostu olmak ölümcüldür." Bu sözün doğruluğunu tüm dünya yaşayarak ve bedel ödeyerek öğreniyor(…)
Allah Anadolu’yu korusun.
