menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek

258 0
17.09.2026

Öncelikle uzun bir yazıyla karşına çıktığım için özür diliyorum. Ancak bu yazıda yalnızca Yıldıray Çiçek'in son iki yazısında pkk, terör ve "terör seviciliği" üzerinden kurduğu söylemleri değil, aynı zamanda yıllar içerisinde ortaya koyduğu fikrî dönüşümleri, siyasi tutumlarını ve geçmişten bugüne değişen söylemlerini de ele alıyorum. Bu nedenle konunun bütün yönleriyle anlaşılabilmesi için bazı noktaları ayrıntılı biçimde değerlendirmek zorunda kaldım.

Bu nedenle senden biraz sabır rica ediyorum. Yazımı başından sonuna kadar okumanı ve değerlendirmelerini yalnızca birkaç cümleye bakarak değil, ortaya koyduğum bütünlük içerisinde yapmanı arzu ediyorum. Çünkü anlatmaya çalıştığım mesele yalnızca Yıldıray Çiçek'in son iki yazısından ibaret değil; pkk ve terör konusunda kullandığın söylemden, yıllar içerisindeki fikrî tutumlarına kadar uzanan daha geniş bir çelişkiler bütünüdür.

Seni en az 25 yıldır tanırız. Seni 25 yıldır tanıyan insanlar da az değildir.

"Terörlü Türkiye'de ve Terörsüz Türkiye'de tribün ikiyüzlülüğü" yazını okudum. Açıkçası yazının her kelimesinde, 25 yıl önce neysen bugün de aynı yerde durduğunu görmek beni hiç şaşırtmadı. İnsan bazen yılların insanı değiştirmesini bekliyor; ama belli ki bazıları için çeyrek asır bile düşünce dünyasını bir adım ileri taşımaya yetmiyor.

Aslında sana cevap vermek, benim açımdan Türkçülüğe bile hakaret olurdu. Çünkü insanın karşısındakine cevap verebilmesi için önce ortada üzerinde ciddiyetle tartışılabilecek bir fikir olması gerekir. Yine de "az biraz nasiplen" diye sana birkaç cümle yazacağım.

Üniversite okumadığın için bazı kavramları, bazı siyasi süreçleri ve özellikle tarih ile siyaset arasındaki ilişkiyi anlamakta zorlanıyor olabilirsin. Fakat mesele diploma meselesi de değildir; insan üniversite okumadan da çok şey öğrenebilir, üniversite okuyup hiçbir şey anlamadan da mezun olabilir. Asıl mesele okumak, araştırmak, sorgulamak ve kendi ezberinin dışına çıkabilmektir. Sen hiç değilse bunları dene. Belki bu defa birkaç cümle arasındaki çelişkiyi görebilirsin.

Çünkü bugünkü yazında yaptığın şey, terörle mücadele gibi Türkiye'nin en hassas meselelerinden birini alıp, kendi siyasi hesaplaşmalarına malzeme etmekten başka bir şey değil.

Şehitlerin acısını, pkknın katliamlarını, öcalanın kim olduğunu ve Türkiye'nin terörle mücadelesini kimsenin senden öğrenmeye ihtiyacı yok. Hele ki bunları başkalarını "ikiyüzlülükle" suçlamanın aparatı hâline getirmen hiç kimseyi ikna etmiyor.

Daha da önemlisi, teröriste terörist diyen insanları sorgularken asıl sorgulanması gereken siyasi ilişkileri, ittifakları ve dün söylenenlerle bugün söylenenler arasındaki çelişkileri görmezden geliyorsun.

Sen önce kendi aynana bak Yıldıray.

Çünkü mesele tribünlerde kimin hangi sloganı attığından çok daha büyük.

Mesele, terörle mücadele konusunda kimin ne zaman nerede durduğu, kimin kimlerle siyasi hesaplar yaptığı ve bugün dününü unutturmak için başkasına "ikiyüzlü" etiketi yapıştırdığıdır.

Ve kusura bakma: Şehitlerimizin katillerine "terörist" demeye devam edeceğiz. Terör örgütünün başındaki haine de hak ettiği sıfatı söylemekten geri durmayacağız. Bunu yapmak için senden izin alacak değiliz.

Şimdi gelelim yazındaki büyük çelişkilere...

Bu yazının en büyük problemi, terörle mücadele hassasiyetini kullanarak siyasi hesaplaşmayı "vatanseverlik" ambalajına sokmaya çalışmasıdır.

Kim teröristle masaya oturmuş, kim terör örgütünün siyasi uzantılarıyla yan yana gelmiş, kim hangi dönemde hangi hesabı yapmış; bunların hepsi elbette sorgulanmalıdır. Ama bunun yolu, bugün terörün sona erdirilmesi amacıyla yürütülen bir süreci eleştiren herkesi "terör sevicisi", tribünde slogan atan herkesi de "karanlık hesabın parçası" ilan etmek değildir.

Hele hele "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar?" diye slogan atan insanlara "ikiyüzlü" damgası vurmak, terörle mücadele hassasiyetini anlamamak değilse nedir?

pkknın binlerce insanımızın ölümünden sorumlu olduğu gerçeğini değiştirecek hiçbir siyasi pazarlık, hiçbir seçim hesabı, hiçbir ittifak yoktur. öcalana terörist demek için herhangi bir siyasi partinin onayına da ihtiyaç yoktur. Terör örgütünün kurucusu ve binlerce insanın ölümüne yol açan bir örgütün başındaki kişiye "terörist" demek hakaret değil, yaşanmışlığın adını koymaktır.

Şehitlerin kanını döken bir örgütün liderine "terörist" diyemeyeceksek kime diyeceğiz?

Bir insanın eline silah almamış olması, terör örgütünün siyasi, lojistik veya propaganda mekanizmasıyla kurduğu ilişkinin sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir siyasi aktörün geçmişte yaptığı ittifaklar da eleştirilebilir. Fakat bu eleştirinin ölçüsü herkes için aynı olmalıdır.

Asıl ikiyüzlülük burada başlıyor.

Dün "demokrasi", "ittifak", "seçim stratejisi" diye meşrulaştırılan ilişkiler bugün başkasına gelince "karanlık hesap" oluyor.

Dün terör örgütünün siyasi uzantısıyla aynı seçim denkleminde bulunmayı normal görenler, bugün tribünde pkkya ve öcalana yönelik tepkiyi görünce "provokasyon" diye yaftalıyorsa, burada sorgulanması gereken tribün değil, siyasi hafızanın çifte standardıdır.

Üstelik bir başka temel yanılgı daha var:

Terörün sona ermesini istemek ile terör örgütünün liderine güvenmek aynı şey değildir.

"Silah bırakın, örgütü feshedin" çağrısını desteklemek, öcalanı aklamak anlamına gelmez.

Terör bitsin demek, teröristi kahraman ilan etmek değildir.

Ama tam tersine, teröriste tepki gösteren insanları "provokatör" veya "ikiyüzlü" ilan etmek de terörle mücadele değildir.

Şehit ailelerinin, gazilerin ve terörün acısını yaşamış insanların öfkesini bir köşe yazısının siyasi tezine uydurmak hiç........

© Habererk